D Vitamini Hapları Hiçbir İşe Yaramıyor Olabilir

D Vitamini Hapları Hiçbir İşe Yaramıyor Olabilir

Vitaminlerin keşfedilmesi neredeyse yüzyıl oldu ve çoğu insanın “sevdiği” besinler arasında yerini aldı. İngiltere ve Amerika’da insanların yarısı “besin desteği” alıyor. Buna rağmen insanoğlu olarak hastalıkların artışı hakkında olumsuz bir tablo çizdiğimiz kesin. Yanlış nerede o zaman? D vitamini de “çok sevdiğimiz” vitaminlerden biri, çok faydalı olduğuna inanıp avuç avuç tüketiyoruz. Birçok hükümet ve sağlık otoritesi D vitaminin “muhteşem” faydalarını göz önüne alarak her yetişkinin tüketmesini tavsiye ediyor. (1) D vitamini ilk önceleri kemik kırılmalarında kullanılmaya başlandı. Şimdilerde kemik kırılmaları ve kemik erimesinin hem tedavisinde hem de engellenmesinde oldukça yaygın şekilde kullanılıyor.  Gözlemsel çalışmalar kanserden depresyona kadar birçok hastalığa iyi geldiğini ve yakalanma riskini azalttığını iddia ediyor. 

Vitamin Hapları ile İlgili Araştırmalar Ne Gösteriyor?

Çok uluslu yürütülen, 500.000’den fazla insanın katıldığı dünyanın en büyük klinik araştırmalarından birinde 188.000 kemik kırığı incelendi. Bu çalışma D vitamininin kemik sağlığı üzerindeki etkisini araştıran en güçlü araştırmalardan biridir. Öncelikle genler kandaki D vitamini seviyesini etkiler. Araştırmacılar bu yüzden hesaba katılamayan çeşitli sebepler, seviyeyi etkileyen diğer durum ve hastalıklar gibi normal gözlemsel sonuçların hatalarından kaçınmak amacıyla D vitamininin kandaki seviyesini ölçmek için genetik işaretleyiciler kullandılar. Sonuçlar, kırık riski ve yaşam süresi ile D vitamininin herhangi bir bağlantısı olmadığını gösteriyor. Makalenin yazarları, kırıklarda genel nüfus için D vitamini desteklerinin etkisiz olduğunu belirtmişlerdir. (2)  Bu çalışma, hükümet ve sağlık otoritelerini yalanlıyor; ama klinik çalışmaların da buna eşlik etmesi gerekiyor. 2014 yılında menopoz sonrası kadın ve yaşlı erkekler için D vitamini takviyelerinin işe yarayıp yaramadığı ile ilgili çalışmaların meta analizinde D vitamini desteklerinin hiçbir işe yaramadığı bulunmuştu. (3)

D vitamininin faydalı olduğuna dair çalışmalar 1980’li yıllarda yapılan, muhtemelen hatalı olan ve bir daha tekrarlanamayan deneylerden ileri geliyor. Not olarak belirtelim ki bir bilimsel çalışmanın işe yarayıp yaramadığını göstermek için her defasında aynı sonucu vermesi gerekir.  50 binden fazla yaşlı katılımcı üzerinde yapılan 33 randomize çalışmanın meta analizinde kalsiyum ile beraber D vitamini desteklerinin kırık vakalarında ve kaslar üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı belirlendi. (4)  Bütün bu sonuçlardan sonra kandaki vitamin seviyesi düşük olan insanlar hakkında neden endişe ediyoruz?  İngiltere ve Amerika’da adeta modern bir salgın haline gelen vitamin eksikliği insanları kanser başta olmak üzere diğer hastalıklara yakalanma riskini arttıracak mı?

D Vitamini Eksikliği Neye Göre Belirleniyor?

Vitamin seviyelerinde biraz düşüklük olduğu kabul edilmekte; fakat sorun normal miktarın ne kadar olduğuna gelince başlıyor. Amerika’da farklı birimler karışıklığa sebep olurken uluslararası kabul gören herhangi bir değer de yok. Kandaki “normal” seviyenin litrede 50-80 nanomol (nmol) olması gerektiği söylenirken son çalışmalar 30 nmol’ün yeterli olduğunu belirtiyor. Yalnız bu çalışmanın 36-57 yaş aralığındaki kadınlar için yapıldığını belirtelim.(5)

Klinik olarak 10 nmol’ün altındaki seviyelerin net olarak eksik olduğu kabul ediliyor. Fakat sorun milyonlarca insanın vitamin D seviyelerinin eksik olduğunu belirtip bir kargaşanın meydana gelmesi ve “aşırı teşhis” sorunu. Kalsiyum desteklerinin kırıklara karşı etkisiz olması bir yana kalp krizini de tetiklediğini gösteren çalışmalar var.  D vitamini yağda çözünür bir vitamindir, bu nedenle vücut için faydalıdır. Genelde makul miktarda doz tüketimi önerilir (10 mikrogram- 400 IU) fakat bazı insanlar bu durumu, Morina balığı yağı hapı, takviye edilmiş portakal suyu, ekmek veya süt tüketimi ile kaçınılmaz olarak abartıyor. Daha da korkuncu giderek artan dozlarda (4.000 ile 20.000 bin IU arası) internetten alıyorlar. Yüksek kan seviyelerine sahip hastalar (100 nmol ve üzeri) giderek artıyor ve bu yüksek dozların toksik olduğuna dair raporlar da gelmeye başlıyor.

Birçok randomize çalışma yüksek seviyelere sahip hastalarda kırılma risklerinin de yüksek olduğunu gösteriyor. Özetle, D vitamini sanıldığı kadar güvenli olmayabilir. Sadece kırılmalarda değil diğer hastalıkları önlemede de aslında bu hapların işe yaramadıkları bildirilmiştir. Sonuçların olumlu olarak rapor edildiği 137 hastalığın çoğunda bulguların aslında iddia ettikleri yararı sağlamadığı belirlenmiştir. D vitamini desteklerinin kalp-damar rahatsızlıklarına iyi geldiği iddia edilse de hem meta analizler hem geniş kapsamlı genetik ve MR çalışmaları bu sonuçların aksini iddia ediyor. (6) Aslında bu olay sadece D vitaminine özgü bir durum değil. Yapılan birçok çalışmada çoklu vitamin desteklerinin aslında pek bir etkilerinin olmadığı belirlenmiştir. (7)

Sahte Hastalıklar Türetiliyor

Bizler, halk sağlığı uzmanları, gıda üreticileri, hasta grupları, vitamin üreticileri tarafından cesaretlendirilerek sahte hastalıklar ürettik. Herkes mucize vitamin haplarına inanmak istiyor, bunların bir şey yaptıklarını “hissediyor”. Bu “sahtekarlara” bel bağlamak yerine sağlıklı bir insan her gün güneşten faydalanmalıdır. Sadece güneşlenmek de yetmez; D vitaminini gıdalardan da almalıdır. Örneğin, balık, mantar ve süt ürünleri tüketilebilir.

Binlerce yıldır kış aylarında D vitamini seviyeleri doğal olarak azalıp herhangi bir yerimizi kırmadan buraya kadar gelmeyi başardıysak bundan sonrasına da güvenmememiz için hiç bir neden yok. Nüfusun yarısı günlük olarak bu vitamini alıyor, hiç yararı olmamasına hatta zararlı olduğuna dair kanıtlar artmasına rağmen. Dünya çapında düzensiz olarak vitamin alımının artış eğilimi ciddi olarak sorgulanmalıdır.

D vitamini tedavisi, şiddetli eksikliklerde çok nadir bir tıbbi role sahip olmasına rağmen sahte hastalıklarla mücadele için bu haplar ile tedaviden kaçınmalıyız ve sağlıklı bir yaşam şekline, güneş ışıklarına odaklanmalıyız ve paramızı, enerjimizi koruyup zengin bir gıda çeşitliliğine sahip olmalıyız.(8)

Hazırlayan: Osman Eren

Kaynaklar

1- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=spector+TD+Levy+L

2- https://www.bmj.com/content/362/bmj.k3225

3- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24729336

4- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29279934

5- https://link.springer.com/article/10.1007%2Fs00198-016-3754-9

6- https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24690624

7- https://theconversation.com/vitamin-d-a-pseudo-vitamin-for-a-pseudo-disease-101907

D Vitamini Hapları Hiçbir İşe Yaramıyor Olabilir
Yazıyı beğendiyseniz 5 yıldız verebilir misiniz?

Osman Eren

Şanlıurfa/Hilvan doğumluyum. Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği lisans mezuniyetimden hemen sonra KPSS ile Ağrı’ya memur olarak atandım. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Kimya Anabilim Dalı Biyokimya bilim dalından Yüksek Lisans yaptım. Şimdi Doktora’ya başlayacağım. Çocukluğumdan beri araştırmaya ve öğrenmeye meraklı biriyim, bozuk kapı zillerinden ses çıkartmaya çalışmak gibi mucitlik girişimlerimin olduğunu hatırlıyorum; ama bu konuda başarılı olduğumu söyleyemem. Fen Bilimlerinin bütün alanlarına karşı bir iştiyakım olduğundan maymun iştahlı olduğum söylenir. Popüler Bilim ve İlber Ortaylı hocamızın deyişiyle Rafine Edebiyat başta olmak üzere kitap okumayı da çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. İletişim için osmaneren2@gmail.com mail adresini veya @osmaneren711 (Instagram) Osman_urag (twitter) adreslerini kullanabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.