Neden Konuşuruz? İletişimin ve Dilin Evrimi

Hayatımızın neredeyse her alanında yaptığımız bu şeyi neden yaptığımızı hiç düşündünüz mü? Neden konuşmaya ihtiyaç duyuyoruz? Konuşmadan yaşamak mümkün olur muydu? Öncelikle bu işi nasıl yapar hale geldiğimize bakmak, aklımızdaki soru işaretlerini yok etmeye yardımcı olabilir. Gelin, bu konuya biraz evrimsel yaklaşalım.

İnsanlar, vahşi doğada rakiplerine göre fiziksel olarak daha güçsüzdür. Avlanmak ve diğer hayvanlara yem olmamak için güçlü pençeleri, sivri boynuzları veya büyük, keskin dişleri yok. Bu yüzden hayatta kalabilmek ve neslimizi devam ettirmek için alet kullanmak ve birbirimizle işbirliği yapmak zorundayız. Bu durumlara örnek olarak, tarım öncesi dönemde kadınların toplayıcılık ve çocuk bakımıyla, erkeklerin de avcılıkla uğraştıkları biliniyor ve tarihi çağlar kullandığımız aletlere göre ayrılmıştır. Dolayısıyla yaşamak için birbirine ihtiyaç duyan, sosyal varlıklarız. Edindiğimiz bilgiyi diğerlerine aktararak türümüzün devamını sağlayabilmişiz. Tabii bu da dil ile mümkün olmuş.

Neden Sadece İnsanlar Konuşuyor?

 “Peki ama, diğer işbirliği yapan canlılar neden bir dile sahip değil?” diyeceksiniz. Çok doğru. Dünyada insanlar dışında işbirliği yapan canlılar da var. Örneğin; karıncalar buldukları besinleri yuvalarına hep birlikte taşıyor, arıların türlerine göre kovanlarında farklı görevleri var, kuşlar ötüşerek iletişim kuruyor. Bu canlıların da birbirleriyle iletişim kurması gerekiyor ama bunu kendi tarzlarında yapıyorlar. Bizimkine benzer sembolik bir dilleri yok. Bunun sebebi biz insanların, bu canlılara göre daha karmaşık bir sosyal yapıya ve kişilerarası ilişkilere sahip olmamız. Kendimizi ifade edecek daha karmaşık bir sisteme ihtiyaç duymuş olabiliriz.

İnsan dışındaki diğer canlıların iletişimi, daha çok bir çeşit koşullanmaya dayanıyor olabilir. Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada biyologlar, bir kuş türünü onlara tanıdık seslere maruz bırakarak 2 gün boyunca eğitmişler. Aynı zamanda kuşların üzerine yırtıcı bir kuşun model planörünü fırlatmışlar. Bu sesleri yırtıcı kuşlarla eşleştiren kuşlar, 8 oyundan sonra sesleri duyduktan sonra kaçmayı öğrenmiş ve biyologlar yabancı sesler çaldıklarında kaçmamışlar. Bu araştırma bize, diğer canlıların insanlara göre daha basit bir iletişim kurduklarını gösteriyor.

Dilin Evrimi

Dilin evrimi için literatürde iki farklı yaklaşım var. Bunlardan ilki, daha yaygın olarak benimsenen, dilin evrimsel bir adaptasyon olduğunu belirten görüş. Az önce biraz bahsettiğimiz bu yaklaşım, Stephen Pinker ve Paul Bloom tarafından ortaya atılmış. Bu görüş, çevresel koşullar daha karmaşık hale geldikçe bilgi aktarımının daha da zorlaşması ve buna bağlı olarak, sembolik bir dil oluşturmaya ihtiyaç duymuş olduğumuzu savunur. İnsanlar nasıl daha iyi yaşamını sürdürebileceklerine dair yeni bilgiler öğrendikçe bunları yeni nesle aktarabilmek için daha fazla sembol ve temsil kullanmaları gerekmiş. Böylelikle kullanılan dil, zamanla bir ağaç gibi büyüyerek, dallanıp budaklanarak günümüzdeki haline ulaşmış.

Noam Chomsky’nin ortaya attığı diğer görüş ise dilin, diğer evrimsel süreçlerin bir adaptasyonu olarak değil, aslında evrimin bir yan ürünü olarak ortaya çıktığını savunur. Bu durum, Darwin’in “Ön Adaptasyon” adını verdiği durumla benzerlik gösteriyor.

Ön Adaptasyon Nedir?

Ön adaptasyon, bir türün adaptasyon için geliştirdiği bir özelliği, başka bir amaçla kullanabiliyor olmasıdır. Örneğin kuşlar, soğuktan korunabilmek için doğal seçilimle birlikte tüyler kazanmışlar ve bu tüyleri uçmak için kullanabilmişlerdir. İnsanlar da zorlu koşullara uyum sağlamak için aletler geliştirmişler ve bu olay zaman içinde beyinlerinin gelişmesine dolayısıyla sembolik bir dil üretebilmelerine yol açmış ve böylece beyin gelişiminin sonucu olan bu özelliği birbirleriyle iletişim kurmak için kullanmışlardır. Günümüz insanının (Homo sapiens sapiens) evrimsel sürecine baktığımızda, beynin gittikçe büyüdüğünü görebiliyoruz. İlk alet kullanmaya başlayan atalarımız olarak bilinen Homo habilislerden sonra beynimizin konuşma alanları olan Broca ve Wernicke alanlarının gelişmesi, bu görüşe bir kanıt olarak gösteriliyor.

Chomsky, çocukların okulda anadillerinin kurallarını öğrenmeden önce, bu kuralları konuşurken uyguladıklarına dikkat çekmiş. Bununla dil bilgisinin zaten beyinde olması gerektiği sonucunu çıkarmış. Yani, dil beynimiz geliştikçe gelişmiş.

Yeni Bir Dil Öğrenmenin Beyne Etkileri

Yeni bir dil öğrenmenin beynimize olan yararları günümüzde herkesçe konuşuluyor. Bunun sebebi iki dil arasında geçiş yaparken beynimizin prefrontal korteksinde farklı bir beyin aktivitesini harekete geçirmesi. Aynı zamanda dil, olayları tahmin etmek, neden-sonuç ilişkisi kurmak, anıları düzenlemek ve davranışları planlamak gibi zihinsel süreçlerin gelişiminde önemli bir araç. Sonuç olarak, beynimiz geliştikçe dil becerimiz gelişiyor ve yeni bir dil öğrendikçe de beynimiz gelişiyor.

Üzerinde durduğumuz bu iki teorinin birbirine zıt olması gerekmiyor. Aksine, birbirlerini çeşitli yönlerden tamamlıyorlar. Dil, çevre ve genetik yapıdan aynı anda etkilendiği için “Neden konuşuruz?” sorusunun da tek bir cevabı yok. O yüzden bu konuya daha kapsamlı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor.

Hazırlayan: Cansu Yüzlü

Kaynaklar

https://bilimfili.com/dilin-evrimi
https://science.howstuffworks.com/life/evolution/language-evolve.htm
https://www.washingtonpost.com/wp-srv/style/longterm/books/chap1/symbolicspecies.htm

https://www.scientificamerican.com/article/could-language-have-evolved/

https://www.sciencedaily.com/releases/2016/12/161229113423.htm
https://www.sciencedaily.com/releases/2015/07/150716124120.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.