tarafından eklendi tarafından eklendi

Dissosiyasyon ve Kimlikler Arası Amnezi

Kelime anlamı olarak “bölünme, ayrılma” anlamına gelen dissosiyasyon ruh sağlığı literatüründe karakterin, zihnin, hafızanın ve bilişin bütünlüğünün bozulması, dağılması ile karakterize olan bozulmalara verilen gelen bir kategorinin ismi. Bu kategoride yer alan hastalıklardan en çok bilineni ise “Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu” diye bilinen, pek çok filme (özellikle de gerilim filmlerine) konu olmuş bir rahatsızlık. İki ya da daha fazla kimliğin ya da kimlik durumunun var olması ile karakterize olan dissosiyatif kimlik bozukluğu eskiden çoklu kişilik diye de bilinirdi. Bu rahatsızlıkta kişinin kendi ana kimliğine “ev sahibi” denirken, sonradan ortaya çıkan, bölünen diğer kimliklere ise “alter” adı verilir.

Bu bozulmanın önemli özelliklerinden biri de literatürde “Kimlikler arası amnezi” olarak bilinen fenomen. Amnezi kelimesinin hafıza bozulması, unutkanlık ile tanımlandığını düşünecek olursak kimlikler arası amnezi de dissosiyatif kimlik bozukluğu olan kişinin yaşadığı deneyimlerin ve önemli kişisel bilgilerinin alterlar tarafından hatırlanmaması durumuna deniyor. Bir örnekle anlatacak olursak, Beste’nin ikinci kimliği (alteri) olduğunu varsaydığımız Aslı diye bir karakter düşünelim. Aslı’nın aynı bedende var olduğu Beste’nin yaşadığı veya deneyimlediği olayları ve bilgileri anımsayamıyor olmasına kimlikler arası amnezi diyoruz. Kimlikler arası amnezi her dissosiyatif kimlik bozukluğu hastasında aynı düzeyde görülmeyebilir. Bazen hiç deneyimlenmeyebilir, bazen de sadece bazı spesifik olaylara ilişkin bir amnezi söz konusu olabilir.

Posttravmatik (Travma Sonrası) Model

Peki dissosiyatif kimlik bozukluğunu neden görüyor olabiliriz? Başka bir deyişle bir insanın kişiliği neden bölünüyor olabilir? Literatüre baktığımızda en çok gördüğümüz teori bilim insanlarının “Posttravmatik (Travma Sonrası) Model” adını verdiği model. Bu teoriye göre kişi şayet erken dönemde travmatik bir olay deneyimledi ise bunun sonucu olarak yaşayacağı yoğun ve dayanılmaz olumsuz duygulardan korunabilmek amaçlı bir savunma mekanizması olarak kimliğini bölüyor. Elbette bu bilinç düzeyinde verilen bir karar değil. Bu teoriyi doğru saydığımızda kimlikler arası amnezi fenomeninin deneyimlenmesi de çok mantıklı geliyor. Çünkü Beste erken dönemde ciddi bir travmatik deneyim yaşadıysa alteri olan Aslı’nın bu deneyimi hatırlamıyor olması onu bu deneyimin getirdiği zorlu duygulardan gerçekten de koruyabilir.

Kimlikler arası amnezi subjektif olarak yıllardır varlığından emin olunan bir olgu olsa da objektif olarak ölçümü yapılmamış bir fenomendi. Başka bir deyişle, kişilere sorulduğunda alterlerin deneyimlerinden habersiz olduğunu, farkında olmadıklarını dile getirdiler fakat bildiğimiz üzere bilim bir fenomenin varlığından emin olmak için yalnızca kişilerin kendi söylemlerinden değil objektif ölçümlerden de aynı sonucu almayı bekler. Bu sebeple araştırmacılar objektif bellek testlerini kullanarak da gerçekten kimlikler arası amnezi fenomeninin var olup olmadığını araştırmaya karar verdiler.

Kimlikler arası amnezi fenomenini test etmek için prosedür şöyleydi: Hasta grubu (dissosiyatif kimlik bozukluğu olanlar), kontrol grubu (psikiyatrik rahatsızlığı bulunmayan grup) ve simülasyon grubundan (ikinci bir kimliği varmış gibi rol yapan grup) oluşan tüm deneklerin A listesindeki kelimeleri ezberlemesi ve sorulduğunda hatırlaması beklenir. Deneklerin bu listedeki kelimeleri iyice öğrenmesi için bu işlem üç kez tekrarlanır. Daha sonra B listesi için de ikinci kimliklere (alterlara) aynı işlem uygulanır. Simülasyon grubu da B listesi için ikinci bir kimliğe geçiş yapıyormuş gibi davranır. B Listesi, A listesi ile iki paylaşılan kategoriden ve bir farklı kategoriden oluşur. Sağlıklı deneklerde yani kontrol grubunda daha önce A listesinden öğrenilen kelimelerin araya girmesi beklenir ve bu da paylaşılan kategoriler olduğu için B listesinin hatırlanmasını zorlaştırır. Ancak dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarında ikinci liste farklı bir kimlikle öğrenildiği için ikinci kimlik amnezik ise A listesinde öğrenilmiş olan kelimelerin B listesini hatırlamayı zorlaştırmamalıdır. Şaşırtıcı bir şekilde, sonuçlar, hasta grubu için de paylaşılan kategorilerde B listesini öğrenmeyi zorlaştırdığını ve A listesinde önceden öğrenilen kelimelerin araya girdiğini göstermiştir. Bunlardan çıkan sonuç, daha önce iddia edildiği gibi kimlikler arasında tamamen amnezik engeller olmadığı ve tarafsız bilgi için hafıza aktarımının mümkün olduğudur.

Bu sonuçlar kimlikler arası amnezi fenomeninin objektif olarak kanıtlanamadığı fikrini ortaya atınca bilim dünyasının posttravmatik model ile ilgili fikirleri de sarsıldı. Travma temelli model geçerliyse, en azından travmayla ilgili materyal için amnezik engellerin olması gerekir. Çünkü eğer ev sahibinin yaşadığı travmayı alterler hatırlayabiliyorsa, kişiliğin bir savunma mekanizması olarak bölünmesi pek de mantıklı olmazdı. Buna dayanarak ikinci bir soru ortaya atıldı: Acaba bu kimlikler arası amnezi sadece travma ile ilişkili uyaranlar için mi geçerliydi?

Bilim insanları bunu test etmek için başka bir araştırma daha yaptılar. Deneklere bir anlamsız bir anlamlı kelime çiftleri öğrettiler ve daha sonra hatırlamalarını istediler. Anlamlı sözcüklerin ya olumlu ya da travmayla ilgili olumsuz anlamları vardı, bu nedenle bu koşullanma evresinde anlamsız sözcükler de duygusal bir çağrışım kazanmış oldu. Ardından, hastalar kimliklerini değiştirdi. Bu aşamada, ilk aşamada verilen anlamsız sözcükler ile birlikte sunulan olumlu ya da olumsuz başka sözcükler gösterildi ve bu gösterilen ikilinin olumlu mu yoksa olumsuz mu duygusal çağrışım yarattığı soruldu. Sağlıklı deneklerde ilk aşamada yapılan koşullanma sebebi ile duygusal bir anlam kazanmış olan anlamsız sözcük ve onunla aynı yönde duygusal anlamı olan bir sözcük birlikte gösterildiğinde denekler daha hızlı bir şekilde yanıt verir. Örneğin ilk aşamada olumlu bir anlam kazanan sözcük ile olumsuz bir sözcük bir araya geldiğinde uyumsuzluktan dolayı deneklerin duygusal çağrışımı adlandırması zorlaşır ve yanıt verme süreleri uzar. Ancak dissosiyatif kimlik bozukluğu olan kişilerde kimlik değiştiğinde kimlikler arası bir amnezi söz konusu olduğu varsayılırsa böyle bir etki görülmesi beklenmez. Kimlikler arası amnezi fenomenine göre ilk aşamada yapılan koşullanma farklı bir kimliğe yapılmıştır ve bundan ikinci kimlik etkilenmemelidir. Fakat elde edilen sonuçlar böyle olmadı. Dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarında da duygusal çağrışım aktarımının olduğu görüldü. Hastalar da tıpkı diğer gruplar gibi kelimeler aynı duygusal yönde değere sahip olduğunda (duygusal olarak uyumlu olduklarında) daha hızlı yanıt verdiler. Bu da olumsuz ya da travma ile ilişkili uyaranlarda da bir aktarımın söz konusu olduğunu ve amnezik bir bariyer olmadığını göstermiş oldu.

Öyleyse posttravmatik modele ne oldu? Olduğu yerde duruyor çünkü hala dissosiyatif kimlik bozukluğu hastalarının büyük çoğunluğunda erken dönem travma geçmişi olduğu gerçeği bu modeli önemli kılıyor. Yalnızca kimliği bölmenin çok da efektif bir savunma mekanizması olmadığı ortaya çıktı ve bu esnada dissosiyatif kimlik bozukluğunun nedeni olarak düşünülen ikinci bir model olan “Sosyokognitif Model” önem kazandı. Sosyokognitif modele göre dissosiyasyon sosyal öğrenme ve beklentilerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Burada terapist davranışları, hipnoz gibi terapi yöntemleri ve medya etkisi gibi çevresel faktörlerin kişilerin aslında ciddi düzeyde ve hızlı duygudurum değişimi ya da davranış değişimi olarak görülebilecek davranışlarının “kişilik/kimlik değişimi” olarak adlandırılması ile dissosiyatif kimliklerin ortaya çıktığı öne sürüldü. Bir örnek olarak 1970’lerin ortasında piyasaya sürülen, çok satanlar arasında yer alan ve sonradan filmi de çekilen “Sybil” kitabının ardından dissosiyatif kimlik bozukluğunun toplumda görülme sıklığının yüksek oranda artması verildi. Kitapta 16 farklı kişiliği olan genç bir kadının hikayesi anlatılıyordu. İroniktir ki kitabın kahramanı genç kadının annesi ile ilişkili ciddi bir erken dönem travması mevcuttu.

Sonuç, bu modeller ile ilgili araştırmalar hala sürüyor ve diğer birçok psikiyatrik hastalık gibi dissosiyatif kimlik bozukluğunun da kesin bir şekilde tek bir sebebe bağlanması mümkün görünmüyor. Ancak literatürde her iki modeli de destekleyen pek çok okuma mevcut.

Hazırlayan: Beste Uysal

Kaynaklar ve İleri Okumalar:

Bailey, T. D., & Brand, B. L. (2017). Traumatic dissociation: Theory, research, and treatment. Clinical Psychology: Science and Practice, 24(2), 170–185. https://doi.org/10.1111/cpsp.12195

Huntjens, R. J. C., Postma, A., Peters, M. L., Woertman, L., & van der Hart, O. (2003). Interidentity amnesia for neutral, episodic information in dissociative identity disorder. Journal of Abnormal Psychology, 112(2), 290–297. https://doi.org/10.1037/0021-843X.112.2.290

Huntjens, R. J. C., Peters, M. L., Postma, A., Woertman, L., Effting, M., & van der Hart, O. (2005). Transfer of newly acquired stimulus valence between identities in dissociative identity disorder (DID). Behaviour Research and Therapy, 43(2), 243–255. https://doi.org/10.1016/j.brat.2004.01.007

Lynn, S. J., Lilienfeld, S. O., Merckelbach, H., Giesbrecht, T., & van der Kloet, D. (2012). Dissociation and dissociative disorders: Challenging conventional wisdom. Current Directions in Psychological Science, 21(1), 48–53. https://doi.org/10.1177/0963721411429457


Beste Uysal

Ben Beste Uysal, Özyeğin Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldum. Mezun olduktan "Nöropsikolojik Değerlendirme" eğitimi aldım. Bu sürecin ardından beynin nasıl çalıştığına dair merakım artarak devam ettiğinden Hollanda'da University of Groningen'de Klinik Nöropsikoloji alanında yüksek lisans eğitimi aldım. Şu an uzman klinik nöropsikolog olarak çalışmalarıma devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.