DSM-5’deki 10 Kişilik Bozukluğu

DSM-5'deki 10 Kişilik Bozukluğu

Herkes hayatında en az bir kez internette gördüğümüz kişilik testlerinden veya hangi dizi karakterisin gibi goygoy testlerinden birini yapmıştır. İnsan doğası böyle. Gerçekte kim olduğumuzu, dışarıdan nasıl göründüğümüzü merak ediyoruz. Karakter veya kişilik dediğimiz kavram binlerce yıldır tartışılıyor. Karakter sözcüğünün kökeni Yunanca charaktêr sözcüğünden geliyor. Antik Yunan’da milattan önce 371  ila 287 yılları arasında yaşamış olan Tyrtamus insanları 30 farklı kişilik tipine göre sınıflandırmıştır. Onun yönteminde bazı insanlar sinir bozucu, bazıları ironik, bazıları ise neşeli olarak nitelendiriliyordu.

İnsan kişilikleri 17. yüzyıldan beri bilimsel bir disiplin içerisinde inceleniyor. İngiltere’de Thomas Overbury (1581-1613) ve Fransa’da Jean de la Bruyère (1645-1696) kişilik üzerine ilk çalışmaları gerçekleştiren insanlardır. Kişilik ve karakter kavramı incelendikçe kişilik bozuklukları da gündeme gelmeye başladı. 19. yüzyılın başlarında psikiyatrist Philippe Pinel’in araştırmaları kişilik bozukluklarındaki ilk bilimsel çalışmalardır. Örneğin, onun eserlerinde halüsinasyon gibi sorunlar yaşamadan kişinin sadece öfke ve şiddet patlamaları yaşaması mani olarak nitelendiriliyordu.

İngiltere’de 1835 yılında Dr. JC Prichard manevi delilik (moral insanity) terimini ortaya attı. Manevi delilik doğal duyguların, alışkanlıkların, dürtülerin ve eğilimlerin baştan çıkarıcı şekilde sapıtması anlamına geliyor. Prichard’ın öne sürdüğü terim çok geniş bir anlama sahip olduğu için zaman içinde unutuldu ve kalıcı olmadı. 19. yüzyılda psikolojik araştırmalar çok revaçtaydı. 1896’da psikiyatrist Emil Kraepelin psikopat kişilikler şemsiyesi altında 7 tür antisosyal davranış tanımladı. Kraepelin’in ardından Kurt Schneider antisosyalliği “kendi anormalliğinden acı çekmek” olarak genişletti.

DSM – 5

Schneider’in 1923’te yayınlanan Die psychopathischen Persönlichkeiten (Psikopat Kişilikler) bugün hâlâ kişilik bozukluklarını sınıflandırmada temel oluşturuyor. Şu an kullandığımız Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı 5’in (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders 5th Revision, DSM-5) temelinde de Schneider’in eseri yatıyor. DSM – 5 tüm zihinsel rahatsızlıkların belirli bilimsel ölçütlere göre tanımlandığı ve sınıflandırıldığı el kitabıdır.

DSM – 5’e göre bir kişilik bozukluğunun tespit edilmesi için kişinin kendi içinde ve insanlarla olan etkileşiminde bir veya daha fazla patolojik özellikler göstermesi gereklidir. Bir kişiye kişilik bozukluğu teşhisi koymak kolay bir şey değildir. Çok fazla test ve gözlem gerektirir. Patolojik özellikler farklı zaman ve durumlarda tutarlı olmalıdır (1). Kişinin yaşa bağlı gelişiminden ve sosyokültürel çevresinden bağımsız olmalıdır (2). Belirli bir maddeye veya fiziksel rahatsızlığa bağlı olmamalıdır (3). Örneğin, 13 yaşında çevresiyle uyumsuz bir kız çocuğunu ele alalım. Bu çocuk okulda ve evde farklı davranıp sadece okulda uyumsuzluk yaşıyorsa 1. maddeye uymadığından kişilik bozukluğu teşhisi konmaz. Çevresiyle yaşadığı uyumsuzluk zaman zaman değişiyorsa 2. maddeyle çelişir. Eğer sosyal çevresinde onu utandıracağını düşündüğü bir rahatsızlığı varsa yine davranışları kişilik bozukluğu olarak değerlendirilmez.

DSM – 5’teki 10 Tip Kişilik Bozukluğu

DSM – 5’te toplamda 10 tip kişilik bozukluğu incelenir ve bunlar A, B ve C olmak üzere üç kümede toplanır.

A Kümesi (tuhaf ve alışılmamış): Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluğu

B Kümesi (hareketli ve kararsız): Antisosyal, Narsistik, Histriyonik ve Borderline Kişilik Bozukluğu

C Kümesi (Endişeli ve korkan): Çekingen, Bağımlı ve Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

Yukarıdaki 10 kişilik bozukluğuna geçmeden önce bunların bilimsel çalışmadan çok tarihsel süreçte gözlem yoluyla tanımlandığına dikkat çekmek gerekir. Kişilik bozukluklarını birbirinden ayırırken keskin sınırlar çizemiyoruz. Çok net nörofizyolojik tanımlamalar yapamıyoruz. DSM – 5’te tanı ve gözlemler yoluyla mümkün olduğunca birbirinden ayrılmaya çalışıldı ancak hâlâ büyük eksikler var. Örneğin bipolar ve borderline kişilik bozukluklarını ayırmak çok güçtür. Paranoid ve Şizoid kişilik bozukluklarını da birbirinden ayırt etmek kolay değildir.

Paranoid Kişilik Bozukluğu

A kümesi paranoid, şizoid ve şizotipal kişilik bozukluklarından oluşur. Paranoid kişilik bozukluğunda hasta kimseye güvenmez. Paranoya dediğimiz ruh halini yaşar. Ailesi, arkadaşları, eşi, dostu herkese karşı bir güvensizlik içindedir. Etrafındaki her şeye kuşkuyla bakar. Örneğin, bir kafede arkadaşlarıyla otururken, arkadaşının telefonu çaldı ve konuşmak için masadan ayrıldı. Hastanın aklına hemen kendisinden bir şeyler saklandığı gelebilir. Bu kişiler toplum içinde de çok alıngan olabilirler. Küçük şeylerden aşırı utanç duyabilirler.

Paranoid kişilik bozukluğu bulunan hastalar kendilerini toplumdan izole etmeye meyillidir. İnsanlara güvenmede sorun yaşadıklarından yakın ilişki kurmakta zorlanırlar. Hastalar etraflarındaki bir kişinin hoş görmedikleri davranışlarını diğer insanlara da atfederler. Bir kişinin ona yalan söylediğini yakaladığında diğer herkesin de kendisine yalan söylediğinden kuşkulanmaya başlar. Yapılan genetik analizlerde paranoid kişilik bozukluğunun orta düzeyde kalıtsal olduğu da görülmüştür.

Şizoid Kişilik Bozukluğu

Şizoid sözcüğü kişinin iç hayatına odaklanma ve dış dünyadan kopuk olma eğilimini tarif eder. Şizoid kişilik bozukluğunda hasta hayal dünyasına çok dalmıştır. Sürekli fantaziler ve düşler içinde yüzerken kendini toplumdan soyutlar. Sosyal ve cinsel ilişkiler için hiç istek duymaz ve geleneklere bağlılığı yoktur. Etrafındaki insanların yaşadıklarına ve kendisiyle olan etkileşimlerine duygusal tepkiler vermez. Hasta sürekli iç dünyasında dolaşır. Fanteziler kurar. Hayalleriyle yatar, hayalleriyle kalkar. Etrafında ne olup bittiğiyle hiç ilgilenmez.

Şizoid kişilik bozukluğuyla ilgili geliştirilen bir teoride hastaların iç dünyalarına karşı çok hassas olduğu belirtilir. Aslında içten ve samimi duygular yaşamayı çok istiyorlar. Ancak birisiyle ilişki başlatmak veya var olan ilişkilerini uzun süre devam ettirmek onlar için çok zor ve stresli olabiliyor. İlişkilerini sürdüremeyen hasta tekrar iç dünyasına yöneliyor ve orada mutlu olduğunu düşünüyor. Hastalar çok nadiren farkedilirler ve tıbbi bir müdahaleye istekli olurlar. Günlük hayatlarında kimseye rahatsızlık vermediklerinden ve işlerini düzgün yaptıklarından dolayı iç dünyalarındaki bu durum pek farkedilmez.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu

Şizotipal kişilik bozukluğunda hastaların davranışları, konuşmaları ve görünümlerinde tuhaflıklar görülür. Bu kişilerin düşünce mekanizmaları normalin çok ötesinde farklıdır. Tuhaf şeylere inanabilirler. Şüpheci ve takıntılı davranışlar sergilerler. Hastalar sıklıkla sosyal etkileşime girmekten korkarlar ve etrafındaki insanların sürekli kendisine zarar vereceğini düşünürler. Hem şizoid hem de şizotipal kişilik bozukluğuna sahip hastalar insanlarla iletişime geçmekten korkar. Şizoidler insanlarla iletişim kurma isteği duymaz ve iletişimlerini sürdürmekte zorlandırken, şizotipal hastalar insanlardan korkar. Bu kişilerin şizofreni yaşamaları da yüksek bir ihtimaldir.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu

B kümesinde antisosyal, sınırda, histriyonik ve narsistik kişilik bozukları yer alır. Psikiyatrist Kurt Schneider (1887-1967) kişilik bozukluklarını ayrıntılandırana kadar, hepsi antisosyal kişilik bozukluğu olarak görülüyordu. Antisosyal KB kadınlara kıyasla erkeklerde daha fazla görülür ve başkalarının hislerine karşı duyarsız olmakla karakterize edilir. Hasta sosyal kuralları tanımaz; rahatsız edici, agresif ve kontrolsüzce davranabilir. Yaptıklarından dolayı suçluluk hissetmez ve tecrübelerinden ders çıkarmayı aklına getirmez.

Çoğu vakada hastalar ilişki kurmada zorluk çekmezler. Antisosyal deyince hastaların hep yalnız başına oturduklarını filan düşünmeyin. Tam tersine bu insanlarda tabiri caizse şeytan tüyü vardır. Kolayca ilişki kurabilirler ama genelde ilişkileri kısa süreli, geçicidir. Başlattıkları arkadaşlık veya romantik ilişkilerini devam ettirmekte güçlük yaşarlar çünkü karşı tarafı umursamazlar. Canları istediği gibi davranırlar. Rahatsızlık çoğu zaman bir suçu da beraberinde getirir. Hastaların adli sicillerinin temiz olma olasılığı epey düşüktür.

Sınırda Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Sınırda kişilik bozukluğunda hasta benlik duygusundan yoksundur ve sürekli içinde bir boşluk, terkedilmişlik hissi yaşar. Duygusal kararsızlık, ilişkilerde dalgalanma, öfke ve şiddet patlamaları, kontrolsüz davranışlar çok görülür. İntihar etme tehditleri ve kişinin kendine zarar vermesi de yaygındır. Etrafınızda bu rahatsızlığa sahip birisi varsa farketmeniz hiç zor değildir. Hastalar çoğu zaman tıbbi bir müdahale alırlar.

Rahatsızlık için “sınırda” kelimesinin kullanılmasının sebebi, hastaların anksiyete ile psikotik bozukluklar arasında kaldığı düşünülmesinden kaynaklanır. Özellikle bipolar bozukluk ile sınırda kişilik bozukluğu birbirine çok benzer. Tanı ve tedavide bu iki rahatsızlık birçok zaman birbirine karıştırılır. Sınırda kişilik bozukluğunun ortaya çıkmasının nedenleri arasında çocuklukta yaşanılan cinsel istismar başta gelir. Erkeklere kıyasla kadınlarda daha sık görülür.

Histriyonik Kişilik Bozukluğu

Histriyonik kişilik bozukluğundan muzdarip olan hastalar kendilerine gereken değeri vermezler. Bu kişiler kendilerini iyi ve değerli hissetmek için başkalarının onayına ve ilgisine muhtaçtır. Bu kişiler tavır ve görünüşleriyle çok harika bir görüntü çizebilirler ancak özünde bunu sadece beğenilmek için yaparlar. Beğenilme arzusu bazen öyle bir hâl alır ki kişi kendi hayatını bile riske atabilir. Son zamanlarda sosyal medyada buna benzer vakaları görüyoruz. Instagramda beğeni almak için kendilerini çok tuhaf ve riskli durumlara sokan insanlar var.

Histriyonik kişilik bozukluğu yaşayan hastalar etrafındaki insanlarla olan ilişkilerinde samimiyetsiz davranırlar. İlişkileri oldukça yüzeysel ve geçici olabilir. Eleştiri ve reddedilmeye kesinlikle tahammül edemezler. Örneğin kıyafetin ve ayakkabın uyumsuz olmuş demeniz, aşırı tepki vermelerine neden olabilir. Kişi reddedildikçe veya başarısızlığa uğradıkça daha fazla histriyonik olur ve bu kısır döngü şeklinde hep devam eder.

Narsistik Kişilik Bozukluğu

Narsistik kişiler histriyoniklerin aksine kendilerine aşırı önem verirler. Tabiri caizse bu insanlar kendilerine taparlar. Mükemmel olduklarını düşünürler. Hastalar empati kurmakta çok zorlanır ve yalanlar söyleyerek etrafındaki insanları kendi amaçları doğrultusunda kullanır. Dışarıdan bakıldığında bir narsistik hoşgörüsüz, öfkeli, bencil ve duyarsız olarak görülür. Eğer kendisiyle alay edilirse bir anda öfke patlaması yaşayabilir ve intikam duygusu besleyebilir.

Çekingen Kişilik Bozukluğu

B kümesini de bitirdikten sonra çekingen, bağımlı ve obsesif-kompülsif kişilik bozukluklarının yer aldığı C kümesine geçiyoruz. Çekingenlik ile çekingen KB aynı şey değildir. Çekingen bir yapıya sahip olabilirsiniz ancak bunun hastalık seviyesine gelmesi için hayatınızı ciddi şekilde etkilemesi ve yukarıda saydığımız üç özelliği taşıması gereklidir.

Çekingen kişilik bozukluğuna sahip kişiler çevrelerindeki insanların onu aralarına almayacaklarını, istemeyeceklerini düşünür. Sürekli bir reddedilme, eleştirilme ve utanma duygusu hakimdir. Başkalarının onlardan hoşlanacağına emin olmadıkları takdirde kimseyle tanışmazlar. Çekingen kişilik bozukluğunda hastalar çoğu zaman anksiyete bozukluğu da yaşarlar. Yapılan araştırmalar hastaların hem kendi hem de başkalarının düşüncelerine ve tepkilerine çok fazla önem verdiğini gösteriyor.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

Bağımlı kişilik bozukluğunda hastalar kendilerine aşırı derecede güvensizlik yaşarlar ve sürekli ilgiye muhtaçtır. Günlük hayatta basit kararlar alırken bile sürekli birilerine sorarlar. Önemli bir karar alırken birilerinin görüşüne bağımlı olmaktan kurtulamazlar. Hastalar terkedilmekten çok korkarlar. Kendini yetersiz ve çaresiz gördüğünden sorumluluğu sürekli başkasına yıkmaya çalışır. Anne, baba veya bir arkadaşının korunmasına muhtaç gibi hisseder.

Hastalar C kümesi bir rahatsızlıkla başlarlar ama çoğu zaman B kümesinden bir kişilik bozukluğu da yaşarlar. Sürekli başkalarından koruma ve yardım bekleyen insanlar hayata çocuksu, naif bir bakış açısıyla bakarlar. Nerede olduklarına ve gelecekte ne yapabileceklerine dair planlar ve öngörüler yapmada başarısız olabilirler. Dar bakış açıları onları, başkalarına daha bağımlı hâle getirir. Bağımlılıkları da bakış açılarını bir kısır döngü şeklinde köreltir.

Obsesif Kompülsif Bozukluk

Obsesif kompülsif bozukluk yaşayan hastalar programlar, organizasyonlar, kurallar, listeler veya bazı düzenler konusunda takıntılı olabilir. Örneğin evin zilini her zaman 3 kere çalarlar. Bir kere çalıp bırakmanız onların strese girmesine sebep olabilir. Bazıları aşırı derecede mükemmeliyetçi yapıdadırlar. Ancak mükemmeliyetçilikleri onların düzenli bir şekilde iş yapmalarına engel olur ve üretkenliklerini düşürür. Tam anlamıyla kusursuz bir şekilde iş yapmaya çalıştıklarından çoğu zaman işlerini bitiremezler.

Hastalar genel olarak ihtiyatlı, dikkatli, biraz melankolik ve kontrolcü bir şekilde davranır. Etrafındaki olayları kontrol etmek ister. Kontrol edemediği zaman da anksiyete başlayabilir. Karmaşık yapıdaki işleri yeterince kontrol edemediklerinden her şeyi basite indirgemeye çalışırlar. Olayları karmaşık bir şekilde görmeye dayanamazlar. Genelde işleri ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak nitelendirirler. İş arkadaşları, ailesi ve diğer dostlarıyla olan ilişkileri hastaların mantıksız ve ısrarlı istekleri yüzünden sıkıntıya girer.

Kişilik Bozuklukları ile İlgili Önemli Noktalar

Sınırda kişilik bozukluğuyla bipolar bozukluk bir tutulamayacağı gibi birçok kişilik bozuluğunu da şizofreni gibi zihinsel rahatsızlıklardan ayrı düşünebiliriz. Yapılan ölçümlere göre nüfusun %10’u da bir kişilik bozukluğundan muzdarip bir şekilde yaşıyor. Bunları tespit etmek, belirlemek, birbirinden ayırmak çok zor olabiliyor. Örneğin bir kişilik bozukluğunda hastanın zarar görmesi gerekiyor. Ancak zarar gördüğünü nasıl anlayacağız? Bir doktora göre rahatsızlık kişiye zarar veriyorken bir başkası zarar vermediğini söyleyebilir.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynak

https://www.psychologytoday.com/blog/hide-and-seek/201205/the-10-personality-disorders

Bilgi paylaştıkça çoğalır 🙂 Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?
0

Çağlayan Taybaş

Bursa’nın bir ilçesi olan Karacabey’de 1992 yılında dünyaya geldi. İlköğretim ve lise öğrenimi Karacabey’de ve bir ara Bursa Erkek Lisesi’nde tamamlamış, üniversite eğitimi için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE) 100% İngilizce Moleküler Biyoloji ve Genetik eğitiminin kurbanı olmuştur. Akademik hayatı boyunca İYTE, Ege Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü’nde stajlar yapmış olup gelişimsel sinirbilim, nöroloji, biyoinformatik, hesaplamalı kimya, immünoloji, bitki genetiği, mikrobiyoloji alanlarında projeler yürütmüştür. Üniversite hayatı boyunca 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapmış ve son yılında “Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar” adlı kitabını yayınlamıştır. Biyoinformatik ve hesaplamalı kimya laboratuvarlarında MATLAB, C, JAVA, Python, HTML, CSS öğrenmiş, zaman içinde kendini photoshop ve dreamwaver gibi programlarda da eğitmiştir. İleri düzey İngilizce, orta düzey Almanca ve başlangıç düzeyinde Japonca bilmektedir. Yazar ney üflüyor, beyin sporu olarak satranç oynuyor, beden sporu olarak bisiklet sürüyor. 2 sene boyunca İzmir’de Yavuz Akalın’dan ney dersleri almıştır ve İYTE Satranç ve bisiklet kulübünde aktif olarak hizmet vermiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.