Konserve Gıdalardaki E211 Epigenetik Yapıyı Değiştiriyor

Konserve Gıdalardaki E211 Epigenetik Yapıyı Değiştiriyor

Nerede o annemizin yaptığı konserve yiyecekler? Gitgide tüm yiyecekler marketlerde hazır satılmaya başladı. Biz de onlara mecbur kalmaya başladık çünkü evde bunları kendimiz hazırlayacak vaktimiz ve enerjimiz yok. Türkiye’de 80 milyon kişi yaşıyor. Bu kadar insanı beslemek de hiç kolay değil. Mecburen yiyecek içecek sektörü de evde yapımdan fabrikada seri üretime geçti. Gıda maddelerinin fabrikada üretilmesinden tüketiciye ulaşması biraz zaman alıyor. Bu süre zarfında üretici firmalar yiyeceklerin bozulmasını önlemek zorunda. Tabii bir de pazar rekabeti var. Gıdalar canlı ve taze görünmek zorunda. Hem gıdaların bozulmasını önlemek hem de onları tazeymiş gibi göstermek için firmalar ürünlere çok sayıda koruyucu katkı maddeleri ekliyor. Bunlardan biri de E211 olarak bilinen sodyum benzoattır.

Yiyeceklerdeki katkı maddelerinin çok azı bile vücuda girdiğinde DNA’da ciddi epigenetik değişikliklere yol açabiliyor. Bu epigenetik değişimler de gen faaliyetini normalin dışına çıkartarak metabolik yolakları değiştiriyor. Araştırmanın sonuçları insan sağlığı için çok büyük önem taşıdığı için Nature Communications gibi çok bilinen bir dergide yayınlandı. Araştırmanın ayrıntılarına inmeden önce epigenetikten ve neden önemli olduğundan bahsedelim.

E211 Histon Proteinlerini Hedef Alıyor

Tüm canlıların beslenmesi, üremesi, solunum yapması kısaca hayati işlevleri DNA’larındaki genlerin protein kodlamasıyla gerçekleşir. Konuşmak için beynimizin Broca bölgesindeki nöronlarda bulunan konuşma ile ilgili genlerin ilgili proteinleri kodlaması zorunludur. Kadınlarda bu genlerin erkeklerdekinden daha fazla protein kodladığı tespit edilmiştir. DNA’dan RNA, RNA’dan protein kodlanır ve metabolik süreç bu şekilde işler. Ancak bir de hangi genlerin ne kadar kodlanacağını belirleyen bir sistem vardır. Epigenetik DNA’nın yapısını bozmadan onun etkinlik derecesini kontrol eden mekanizmadır. Histon proteinleri, metil ve asetil gruplarıyla genlerin daha çok veya daha az protein kodlaması sağlanabilir. Susturulması istenen bir gen veya gen ailesi çekirdek zarına yapıştırılarak RNA kodlaması durdurulabilir. Epigenetik üstüne kitaplar yazılabilir ama şimdilik genlerin yapısını bozmadan düzenleyebilecek bir mekanizma olduğunu bilmemiz bizim için yeterlidir.

Amerika’da Chicago Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda Yingming Zhao ve ekibi epigenetik üzerinde çok etkili bir molekül keşfettiler: sodyum benzoat, diğer adıyla E211. Bu kimyasal madde konserve yiyeceklerin içine koruyucu olarak ekleniyor. Bazı kozmetik ürünlerinde de bulunuyor. Yiyeceklerin içine katıldığında sindirim yoluyla, kozmetik ürünlerinde ise deriden vücudumuza giriyor. E211 maddesi dünyada çapında en çok kullanılan katkı maddelerinden biridir. Gıdalarda %0.1 oranına kadar kullanılmasına izin veriliyor ama bu kadarı bile insan vücuduna zarar verebiliyor.

22 Farklı Alana Benzoil Grupları Ekleniyor

Koruyucu maddeler üzerinde çok fazla araştırma yok maalesef. Çok fazla koruyucu madde var hepsini çok ayrıntılı bir şekilde analiz etmek mümkün olmuyor. Diğer taraftan artan nüfusu da bir şekilde doyurmanız gerek. Bu yüzden yapılan kısıtlı araştırmalar ile katkı maddeleri için bir üst sınır getiriliyor ve bu şekilde piyasaya sürülüyor. Ancak şu an bahsettiğimiz araştırmada görüyoruz ki bu sınır da yetersiz kalıyor.

E211 kan dolaşımına katıldıktan sonra herhangi bir tür ayırt etmeksizin tüm hücrelerin DNA’larına sızıyor. DNA’ya giren sodyum benzoatlar histon proteinlerindeki lizin aminoasitlerine benzoil grubu ekliyorlar. Araştırma ekibi histon proteinlerinin üstünde 22 farklı benzoil eklenme alanı tespit ettiler. Benzoil grupları eklendikleri lizin bölgelerinde histon proteinlerinin yapısını değiştiriyorlar. Epigenetik yapı üstündeki bu değişimlerin hücreleri nasıl etkilediği hala araştırılıyor.

İzin Verilen E211 Dozu Proteinleri Değiştiriyor

Araştırmacılar E211 alan hücrelerde lizinlere bağlanan benzoil miktarında doza bağlı bir artış gerçekleştiğini söylüyorlar. Yüksek yoğunlukta verildiğinde bile E211 maddesi hücrelerin içine giriyor ve orada benzoil grubu eklemeye devam ediyor. 5 milimol E211 insan hücrelerine verildiğinde histon proteinleri üzerinde ciddi etkiler oluşturuyor. Burada şunu belirtmeliyiz ki 5 mM FDA’nın izin verdiği en yüksek dozun altındadır.

Konserve yiyeceklerdeki E211 yani sodyum benzoatın hücrelerdeki histon proteinleri üstünde önemli translasyon sonrası modifikasyonlar yarattığını söyleyebiliriz. Şimdi sormamız gereken soru şu: Bu epigenetik modifikasyonlar hücre fizyolojisini nasıl etkiliyor? Maalesef bunu bilmiyoruz. Benzoil grupları histonların başka moleküllere bağlanma kapasitesini azaltıyor. Histonların etkinliğinin azalması da genlerin kodlanmasını etkiliyor. Bu durumda ilk yapılacak şey hangi genlerin E211’den etkilendiğini bulmak olacaktır.

SIRT2 Enzimi Benzoil Gruplarını Etkisiz Hale Getiriyor

Sodyum benzoatın hücrelere nasıl girdiğini ve neler yaptığını anlattık. Bu madde lizinlere benzoil gruplarını ekler ama sonsuza kadar orada tutunamaz. Histon proteinlerinden asetil gruplarını kaldırmakla görevli bir histon deasetilaz enzimi olan SIRT2 sürekli bu istenmeyen benzoil halkalarını ayırır. Eğer SIRT2 enziminin yetersiz kalacağı kadar fazla ve uzun süreli olarak E211 tüketmezseniz bunların zararlı olacağı düşünülmüyor. Maalesef burada çok kesin konuşamıyoruz çünkü koruyucu maddelerin ve enzimlerin karşılıklı etkileşimlerini hesaplamak çok zor. Elimizdeki sonuçlara baktığımızda konserve gıdalara eklenen E211 gibi koruyucu maddelerin hücre çekirdeğine kadar sızıp proteinlere bağlandığını görüyoruz. Diğer taraftan da vücudun kendi enzimleri bu istenmeyen maddeleri hücreden atmak için var gücüyle çalışıyor.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar
  1. http://www.scinexx.de/wissen-aktuell-23092-2018-08-29.html
  2. https://www.nature.com/articles/s41467-018-05567-w

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.