tarafından eklendi tarafından eklendi

Empati Geliştirilebilir Bir Beceri Midir?

Empati Nedir?

Empati, bir başka deyişle eşduyum, bir başkasının duygu ve hislerini anlayabilme becerisi anlamında kullanılmaktadır. Bu bağlamda günlük yaşamda çok sık kullandığımız  ‘duygu’ ve ‘his’ kavramlarına değinmek yararlı olacaktır. Genellikle duygu ve his terimleri birbirinin yerine kullanılır. Ancak, duygu ve his farklı anlamlara sahiptir. Duygu; fizyolojik, bilişsel ve davranışsal değişikliklerin karmaşık bir şekli olarak tanımlanabilir. İnsan duyguları ve yüz ifadeleri üzerinde çalışan Paul Ekman, her kültürde insanoğlunun benzer şekilde ifade ettiği altı temel duyguyu tanımlamıştır. Söz konusu altı duygu; mutluluk, üzüntü, öfke, korku, tiksinme ve şaşkınlıktır.  Bununla beraber, hissettiğimiz duygular altı temel duygunun çeşitlenmesiyle çok daha fazladır. His kavramı ise, bir duygunun yaşanmasına/deneyimlenmesine karşılık kullanılır. Örneğin, mutluluk duygusunun oluşturduğu tüm etkilerle tecrübe edilmesi, mutluluk duygusuna yönelik hissimizi oluşturacaktır. O halde, bir başkasının içinde bulunduğu duygunun ifade edilme şekilleri de (ses tonu, jest, mimik gibi bedensel tepkiler, beklenti gibi biliş, göz bebeklerinin büyümesi gibi fizyolojik değişimler) muhatabına empati yapabilmek için gerekli sosyal ipuçlarını sağlamaktadır. Dolayısıyla empati, kendimizi bir başkasının yerine koyma, başkasını anlama ve anladığımızı karşı tarafa gösterebilme yetilerinin tümünü kapsar. Psikolojide, kişinin sosyal ipuçlarını kullanarak bir başkasının davranışını (duygu, düşünce ve eylem düzeyinde) anlaması ve sosyal iletişimde bulunabilme becerisi, “Sosyal Biliş/Zihin Teorisi” olarak ele alınır.

Empati Sonradan Kazanılabilir Mi?

Empati bir beceri olarak ele alındığında, bu yetinin gelişip değişebilir olma özelliklerini de içinde barındırır. Nitekim, herkes benzer bir empati düzeyine sahip değildir. İnsan beyninin “empati yapabilme” becerisine sahip olduğuna dair kanıtlar yakın sayılabilecek bir geçmişte ortaya konmuştur. İlk olarak, insan beyniyle çok büyük oranda örtüşen makak maymunu beyninde bir eylemin gerçekleşmesi sırasında tepki veren sinir hücrelerinin, söz konusu eylemin bir başkası tarafından gerçekleştirilmesinin izlenmesi sırasında da tepki verdiği keşfedilmiştir.[1] Daha açık bir ifadeyle, bir eylemin gerçekleşmesi sırasında tepki veren sinir hücreleri, aynı eylemin bir başkası tarafından gerçekleştirilmesinin izlenmesi sırasında da tepki vermektedir. Bu nedenle bu sinir hücresi grubu “ayna nöron”lar olarak adlandırılmıştır. Daha sonra yapılan çalışmalarla da ayna nöronların hem insanlarda hem de hayvanlardaki varlığı, bir başkasının eylem ve niyetlerini anlama, taklit yetisi, bir dili anlama gibi alanlarda geniş bir yelpazede gösterilmiştir. O halde, bir başkasının eylemlerini anlamak ve bunlara uygun karşılığı verebilmek “ayna nöronlar” ile mümkün görünmektedir. Tüm bunların ötesinde, günümüzde beyin faaliyetini ölçen görüntüleme çalışmaları ile insanlarda öznel duyusal deneyimlere (dokunma, acı, tat gibi) olumlu veya olumsuz bir değer atfetme sırasında aktif olan, “insula” olarak isimlendirilen beyin bölgesinde, bir başkasının duyusal deneyimine ilişkin etkiler gözlendiğinde de aktivite tespit edilmiştir. Örneğin, bu beyin bölgesinin, kişi ağrıyı hissettiğinde ya da başka insanlarda ağrı hissini gözlemlediğinde, benzer şekilde kişi hoş olan/olmayan yiyecekleri tattığında ya da başka insanların hoş olan/olmayan yiyecekleri tatmasını gözlemlediğinde de aktif olduğu gösterilmiştir.[2] Bu da tıpkı bir eylemin yapılması ve izlenmesinin beyinde benzer aktiviteye yol açması gibi, bir duyumun ve hissin kişinin kendisi tarafından deneyimlenmesi ile bir başkasında gözlenmesinin benzer bir sinirsel temeli olduğunu göstermektedir. Bu durum, eşduyuma dair sinirsel bir temele sahip olduğumuzun kanıtsal bir göstergesidir. Bu noktada, insan beyni, empati yapabilme işlevini yerine getirebilecek bir sinirsel temele sahip olmasına rağmen, neden her insanda benzer düzeyde bir empati becerisinin olmadığı açıklanabilir.

İnsan beyni, “plastisite”[3] olarak adlandırılan deneyimle beraber yapısal ve işlevsel düzeyde değişebilir, dönüşebilir elastik bir özelliğe sahiptir. Beynimiz, nöroplastisite özelliği sayesinde iç ve dış çevreden gelen uyaranlar ve deneyimlerle zamanla değişebilir. İnsan türü için doğum sonrası beyin gelişiminde asıl önemli olan nokta, sinir hücreleri arasında kurulan yeni bağlantılar ve bu bağlantıların niteliğidir. Bugün biliyoruz ki pek çok zihinsel işlev (algılama, karar verme, planlama, muhakeme vb.), farklı beyin bölgelerindeki sinir hücrelerinin birbiriyle bağlantı kurabilmesinin bir sonucu olarak gelişir. Bağlantısallığı, beyinde yakın ve uzak bölgelerin eşzamanlı faaliyeti olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla beynin plastisite özelliği, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların niceliği ve niteliğinde zamanla değişiklikler olabileceği anlamına gelir. Aslında, tüm bu süreç, “öğrenme” yetisinin nöral temeline karşılık gelir. Dolayısıyla insan beyni, öğrenme ve gerektiğinde değişen çevre koşullarına karşı uyum gösterebilme imkânlarına sahiptir. Beynimizin bu özelliği, aslında öz-farkındalık süreçlerinin ne kadar önemli olabileceğini de göstermektedir. Çünkü, fark ettiğimiz noktada değişmek için bir çaba harcayabilir, bu vesileyle beynimize yeni bir durumu öğretebiliriz. Dolayısıyla, gerek biyolojik, gerek ailesel, gerek sosyokültürel sebeplerle empati yetisinin düşük olması, hayat boyu bu düzeyde stabil kalmayacağının da bir göstergesidir.

Empati Ve İlişkilerimiz

Evrimsel açıdan insan türünün en etkin yönü, iletişim ve toplumsal etkileşim olarak bilinir. Diğer türlerle karşılaştırıldığında insan türü yavrusunun kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir bir hale gelmesi uzunca bir zaman alır. İnsan yavrusu, özerk bir hale gelinceye kadar bir başkasının bakımına ve ilgisine muhtaçtır. Bir başkasından bakım ve eğitim gördüğü bu uzun dönem süresince, insan yavrusu, sosyalleşir, diğerleriyle iletişim kurmayı öğrenir ve başkalarının niyetlerini, gereksinimlerini, eylemlerini kavramasını sağlayacak bir “zihin teorisi” geliştirir[4]. Empati becerisinin gelişimi bu yolla başlar ve sonrasında kurulan ilişkilerle giderek gelişir, dönüşür. Bir başka deyişle, insanın diğer türlere nazaran otonom bir hal kazanmasının uzun sürmesi tam olarak sosyal bir varlık olmasına hizmet etmektedir.

Sosyal varlıklar olarak, diğerini anlama ve bir diğeri tarafından anlaşılma isteğimiz son derece kuvvetlidir. Bu açıdan baktığımızda empatinin genellikle ilişkiler bağlamında ele alınması da şaşırtıcı değildir. Nitekim, empati, tanımı gereği, kendimizden ayrışıp bir diğerini, ötekini anlamaktır. Bir başkasını anlamak, sadece kendi problemlerimiz içerisinde sıkışıp kalma hissinden kurtulmamıza da imkân verecektir. Çünkü, etrafımızdaki kişilerin yaşadığı sorunları bilmediğimiz, dış çevreye yeterli dikkati vermediğimiz bir tabloda, kötü olaylar ve problemler sadece bizim başımıza geliyor ya da en kötü duyguları sadece biz hissediyormuşuz gibi bir yanılgıya kapılabiliriz. Üstelik, bir diğerine odaklanmaya, anlamaya daha fazla çaba sarf etmek, bizi, yoğun belirsizliğin hâkim olduğu süreçlerde kendimizle ilgili geleceğe dair endişeler içerisinde kalmaktan bir nebze olsun kurtarabilir.

Öte yandan, bir başkasını anlamanın yolu, kendi duygu ve düşüncelerimizin farkında olmaktan, kendimizi anlamaktan geçer. Zaman zaman, hepimiz, kendimizi olumsuz duygular içerisinde veya sürekli dalgalanan bir duygu-durum halinde, geleceğe dair yüksek düzeyde kaygı ve umutsuzluk hisleri içinde bulabiliriz. Böyle bir durumda, kendimize empatik davranmak; hislerimize kulak vermek, bu hislerin altındaki duygu(ları) fark etmek, duygu, düşünce ve tepkilerimizi anlayarak yeri geldiğinde kendimizi yatıştırabilmek anlamına gelecektir. Bu beceriler sayesinde, içinde bulunduğumuz zor süreçlerde, hızla gelişen durum/olaylar karşısında, duygu düzenlemesi yapabilir, olumsuzluklarla işlevsel bir biçimde baş edebilme yetisi geliştirebiliriz.

Empati kurabilme yetisi, bir başkası tarafından anlaşılıyor olma, ihtiyaçlarının görülüyor ve karşılanıyor olması ile de sıkı sıkıya bağlantılıdır. Dolayısıyla empati becerisi, sağlıklı bir ilişki kurmak, mevcut ilişkilerimizi yeniden yapılandırmak ve dönüştürmek için gereklidir. Yakın ilişkilerimizde nelere ihtiyacımız olduğunu düşünebilir, bu ihtiyaçları karşımızdakine uygun yolla ifade edebilme yolları arayabilir, aynı zamanda karşımızdakinin ihtiyaçlarını da görmeye, sorunlarına odaklanmaya çabalayabiliriz. Öte yandan, diğerlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmek kadar diğerlerine ulaşabilmek ve gerektiğinde yardım isteyebilmek de kritik derecede önemlidir. Dolayısıyla, empatik bir birey olmak, diğerleri ile olan bağlantıları ayakta ve güçlü tutarak daha az yalnız hissetmeye de aracılık edecektir.

Empatik bir birey olma, bizi sürekli kendi kazancımıza yönelik doyumlar sağlamaktan uzaklaşmayı, sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi, var olan ilişkileri sürdürebilmeyi, diğerlerinden beklentilerimizi dengede tutabilmeyi, kendimizinkinden farklı düşüncelerin, yaşantıların olabileceğini kabul ederek zihnimizin repertuarını genişletebilmeyi, çevremizdeki insanları olduğu gibi kabul edebilmeyi ve dolayısıyla koşulsuz sevebilmeyi, çevremizde de sevilen, anlaşılan, güçlü ilişkilere sahip bireyler olmamızı sağlayacaktır. Bu sonuçlar, hiç kuşkusuz hayatımızı oldukça kolaylaştıracaktır.

Hazırlayan: Handan Noyan

Kaynaklar

1.        Rizzolatti G, Fadiga L, Gallese V, Fogassi L. Premotor cortex and the recognition of motor actions. Brain Res Cogn Brain Res 1996; 3(2): 131-141. https://doi.org/10.1016/0926-6410(95)00038-0.

2.        Gogolla N. The Insular Cortex. Current Biology 2017; 27 (12):  R573–R591. https://doi.org/10.1016/j.cub.2017.05.010.

3.        Kolb B & Whishaw IQ. Brain Plasticity and Behavior. Annu. Rev. Psychol 1998; 49: 43-64.

4.        Rose S. (Levent Can Yılmaz Çev.). 21. Yüzyılda Beyin (1. Basım). Evrensel Basım Yayın, İstanbul; 2008. ISBN: 978-605-4156-04-7.


Handan Noyan

2008’de İstanbul Üniversitesi, Psikoloji Bölümünden mezun oldum. Mastır ve doktora derecelerimi aynı üniversitenin Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sinirbilim Anabilim dalından aldım. 2011-2019 yılları arasında İstanbul Tıp Fak., Psikiyatri Anabilim Dalı, Psikotik Bozukluklar Araştırma Programı’nda yürütülen ulusal ve uluslararası projelerde araştırma asistanı olarak çalıştım. Şu an Beykoz Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesiyim. Bilişsel sinirbilim alanında akademik çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.