FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

Bir haber gördüklerinde sadece başlığa bakarak (yanlış anlayarak) yorum yapan “sazanlar” vardır, bu insanları ve yorumlarını siz de Facebook veya Twitter’da muhtemelen görmüşsünüzdür. Burada bilgisi olmayıp yorum yapanlardan bahsetmiyorum, o ayrı bir konu. Bahsettiğim hiçbir bilgi gerektirmeden sadece bir haber başlığı görüp onun içini okuma zahmetine katlanmadan hemen ahkam kesenler. Kişinin belirli bir konuda bilgisi olmadan kesin yargılara varması hatta söz konuşu bir kişiyse onun hakkında kafasına göre yorum yapması yanlış bir durum ama bir haber görüp onun 3 dk okuma zahmetine girmeden yorum yapmak sazanlıkta gelinebilecek son nokta oluyor. Sazanlık diyoruz ama bunun bilimsel bir ismi var: fear of missing out (FOMO), yani bir şeyleri kaçırma, geri kalma korkusu. FOMO konusunun bilimsel içeriğine girmeden önce biraz daha bu işin sosyolojik yönünü ve nerede karşımıza çıktığına bakalım.

FOMO: Fear of Missing Out

Sosyal medyanın yaygın kullanımı ile beraber artık herkes herkesin düşüncesini çok rahat öğrenebiliyor. Hatta facebook beğenilerine göre insanların kişilik analizleri bile yapılıyor. Haber sayfalarının milyonlarca takipçisi var. Örneğin, Sabah gazetesinin 3,208,000 takipçisi var, Cumhuriyet gazetesinin 1,218,000 takipçisi var. Örnekleri daha fazla çoğaltabiliriz ancak durum şunu gösteriyor ki, bu haber sayfalarını takip eden insanlar Facebook veya Twitter anasayfalarında bu haberleri sürekli okuyorlar veya kolayca yorum yapabiliyorlar. İşte bu noktada insanların kustukları nefreti ve toplumsal cahilliğimizin ve çöküntümüzün gerçek boyutlarını görüyorsunuz.

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

Sabah gazetesinin facebook sayfasından 6 Eylül 2015 tarihli duyurduğu bir haber. Gazeteler site trafiğini arttırmak için sosyal medyadan kullanıcılarının sitelerine girmelerini isterler, çünkü Google facebook sayfalarını pek sevmez, web sitelerini aramalarda daha çok gösterir. Sabah kendi yayın stratejisine uygun olarak Gerard Depardieu’nun (Fransız) fotoğrafını buzlu olarak ve kendi sözüyle beraber yayınlıyor. Haberin asıl bağlantısına buradan ulaşabilirsiniz. Bir günlük televizyon izleme süresiyle bir yıllık kitap okuma süresinin eşit olduğu güzel ülkemde bu habere yorumlar nasıl oldu dersiniz?

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

Neden Her Şeye Yorum Yapıyorsunuz?

“Ben bu ülkede kalmak istemiyorum” diyen insana neden hemen küfür edip, kovma ihtiyacı hissediyorsun? Dahası şu var, neden YORUM YAPMA İHTİYACI hissediyor bu insanlar? Haberin içeriğini hesaba katmadan sadece başlıktaki etkenlere bir göz atalım ve bu insanları neyin tetiklediğini bulmaya çalışalım. Söz konusu kişi bir “ünlü”. Bu demek oluyor ki sosyal konumu ve geliri yorum yapanların insanların neredeyse hepsinden yüksek. Bu kişi haber konusu olduysa bir laf atıp onun değerini düşürmeye çalışmalı. Söz konusu kişi “ülkeyi terk etmek istiyor”, yani yorum yapan insanların çoğunun yaşamak zorunda olduğu ülkeyi terk “edebiliyor” ve etmek istiyor. Böyle bir durumda kişinin bilinçaltında benim yaşadığım yer kötü mü ki bu kişi terk etmek istiyor sorusu canlanıyor ve hemen hayır kötü değil o zaman ben buna iki çift laf etmeliyim davranışı ortaya çıkıyor.

Son unsur ise Sabah’ın yayın politikası ve takipçi kitlesinden kaynaklanıyor. Herhangi bir yerde (TV, internet veyaz gazete) hangi kişilerin yüzleri kapatılır? Suçlu kişilerin ! Haberi görenler fotoğrafın buzlandığını gördüklerinde beyinlerinde “demek ki bir suç işlemiş olmalı ki, yüzü gösterilmiyor” düşüncesi istemsizce yankılanıyor. Bütün bunlar birleştiğinde insanların gerçek yüzünü gösteren küfürler, hareketler vb ortaya çıkıyor.

Sadece Fransız Depardieu bunu yaşamadı. 7’den 70’e herkesinseverek izlediği Çocuklar Duymasın’ın senaristi Gülse Birsel Macaristan’ın Suriyeli mültecileri ülkelerine almamalarını eleştiren bir yazısına “Ne kıymetli ülkeniz varmış” başlığı attı.

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

ve yorumlar

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu, Yorum Yapma Hastalığı

Söz konusu yine bir ünlü ve yine ülke konusu üzerine konuşuluyor. Bu sadece bizim ülkemize has bir sorun değil, dünyanın pek çok ülkesinde yaşanıyor bu durumlar. Boston Maratonu’ndaki bombalı saldırı sonrası saldırganlar iki Çeçen kardeş olmasına rağmen kitleler halinde Amerikanlar Çek Cumhuriyeti’ni hedef almıştı. Aynı durum Ebola virüsü için de geçerli. 2014 yılında virüs Batı Afrika’nın küçük belirli bir kesiminde yayıldığı halde korku dalgası ve twitler onlarca ülkeye yayılmıştı. Peki bunlar neden oluyor?

Her Şeyden Kendine Pay Çıkarma

Yazının ilk paragrafında fear of missing out adlı bir korkudan bahsetmiştik. Bu gündemde olan bir şeyi kaçırma veya kişiye ödül, mutluluk getirecek bir durumdan geri kalma korkusu. Bir çeşit sürü psikolojisi de diyebiliriz. FOMO yukarıda da değindiğimiz gibi bir kıskançlık patlamasıyla başlıyor. Haberde adı geçen kişi ünlü, zengin ve popüler. Yorum yapan ise sıradan bir kişi belki canı istediği zaman yurtdışını bırak yurtiçinde bile tatile gidemiyorken ülkeyi terk etmek isteyebilen birini haliyle kıskanıyor. FoMO’nun ikinci basamağında endişe, kendinden şüphe etme ve yetersizlik duyguları yer alıyor. Neden bunları yazıyoruz? Çünkü ülkede açlık sınırı 1500, yoksulluk sınırı 4400 lira, asgari ücret ise yeni yeni 1300 olmaya çalışıyor ve ülkenin önemli bir kısmı açlık sınırının altında yaşamak mecburiyetinde. FOMO’nun en son aşaması bütün bu duygular karışıyor ve kendini eğitmeyen bir beynin prefrontal korteksi (düşünme mekanizması) zayıf kaldığından limbik sistemin (duyguların) yönettiği içgüdüler ortaya çıkıyor ve sonuç alabildiğine küfür, alabildiğine hakaret oluyor.

Eğitim Şart

Bunu engellemenin yolu ne peki? Eğitim, eğitim, eğitim! Bunun tek yolu içgüdüsel davranışları bastıracak düşünme mekanizmasını su üstüne çıkarmaktır. Bu kitap okuma, satranç, müzik, dans ile olur. Buraya kadar okuyup yazılanlara hak veriyorsanız şimdi size bir tavsiyemiz var. Evinizden televizyonu çıkarın. Madem bu iş sürü psikolojisi ile ilerliyor sizi gören başkaları da televizyonu hayatlarından çıkarabilir. Sinirbilim ekibi olarak sayfamıza bir çok mesaj geliyor ve biz de insanların ihtiyaçlarına yönelik paylaşım yapmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak kişiler kendi sorunlarına değil çoğu zaman arkadaşı bile olmadıkları insanların hayatlarını inceliyorlar.

Başkalarının güzel hayatlarını görüp kendi hayatına baktığında birçok insan ister istemez strese giriyor. Bir arkadaşınız Hilton otelinde yer bildirimi yapmış, ne için gittiğini bilmeyen biri içinden “vay be Hilton oteline gitmiş” diyerek kıskançlık yaşayabilir ama arkadaşı ya IELTS sınavı için Hilton oteline gitmişse. Facebook ve Twitter’da insanlar çoğunlukla hayatlarının en güzel kısımlarını abartarak paylaşırlar. En güzel çözüm anasayfanızdan hepsini çıkarın ve takip etmek istediğiniz insanları içeren güzel bir liste yapın.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar

  1. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0747563213000800
  2. http://www.theguardian.com/commentisfree/2011/apr/17/hephzibah-anderson-fomo-new-acronym
  3. https://medium.com/turkce/malumatfuru%C5%9Flar-d%C3%B6nemi-744909690480#.9bm84avfs

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.