Gen Nedir?

Gen

Gen, gen terapisi, genetik gibi kavramları haberlerde, gazetelerde sıkça duyarız. Gen nedir diye sorsak herkesin kafasında hücre, DNA gibi şeyler canlanır ama tam olarak yanıt verebilir miyiz? Gen, kalıtımın en temel birimidir. Deoksiribonükleik asidin protein üreten parçalarına gen adı verilir. Hepsi bu kadar mı? Tabii ki değil, üstüne kitaplar yazılan gen ile ilgili biraz daha ayrıntıya inelim.

Resmi tanıma göre “fenotipe/işleve katkı sağlayan DNA parçasına gen denir. DNA’nın sadece %1.5’u protein kodlar, diğer bir deyişle genlerden oluşur. Geriye kalan %98.5’luk kısım çoğunlukla düzenleyici dizilerden oluşur.

DNA

Genler spiral şeklindeki moleküller olan DNA’lardan oluşur. DNA’nın yapısı 1953’te keşfedildi ancak 19. Yüzyılda bile varlığını biliyorduk. Sadece yapısını, nasıl bir şekle sahip olduğunu bilmiyorduk. Hatta 1940’larda sıçrayan DNA’lar bile keşfedilmişti. DNA’nın yapısında adenin, guanin, timin ve sitozin bazları, fosfat ve şeker bulunur. Adenin timin ile guanin de sitozin ile eşleşerek DNA’nın iki ipliğinin birbirine tutunmasını sağlar. Fosfat ve şeker molekülleri de ipliğin uzamasını sağlayan kovalent bağları meydana getirirler.

Gen

DNA’daki her üç baz çifti bir aminoasidi kodlar. Örneğin DNA’daki “TAC” dizisi mRNA’daki AUG’ye karşılık gelip başlangıç kodonunu oluşturur ve aynı zamanda metiyonin aminoasidini kodlar. Üçlü DNA dizileri birbirini ardına gelerek genlerin işlevini belirler. DNA’da 3 milyar baz çifti bulunmaktadır. Genler yüzlerce, binlerce baz çiftinin birbiri ardına eklenmesinden oluşur.

Kromozom

DNA’yı düz bir ip gibi açtığınızda yaklaşık 1.5 metrelik bir uzunluğa sahiptir. Bu kadar uzun bir molekül nasıl oluyor da mikrometre boyutlarında bir hücrenin çekirdeğinin içine sığıyor? Burada DNA’nın katlanma mekanizması kendini gösteriyor. DNA katlanacağı zaman önce histon proteinleri üstünde sarılıyor. Histon proteinleri de kendi içinde katlanıyor ve böylece X şeklinde kromozomlar oluşuyor. Bir hücrede 23 çift kromozom vardır. 23 çiftin biri anneden, biri babadan gelir. Vücut kromozomları uzunluk bakımından birbiriyle eş özellik gösterirken sadece epey kromozları yapısal olarak farklıdır. Kadınlarda 2 tane X kromozomu varken, erkeklerde bir X, bir tane de Y kromozomu vardır.

Histon proteinlerine sarılı olan genler etkin biçimde protein kodlamazlar. Sessiz olarak varlıklarını devam ettirirler. Ne zaman histon proteininden ayrılır ve hücre enzimleriyle etkileşime geçerse o zaman protein kodlamaya başlarlar. Genlerin histon proteinleri ve diğer yapılarla etkileşime girerek gen etkinliğini düzenlemesi epigenetik bilimi altında incelenir.

1869 – Günümüz Arası Genin Tarihi

1869 – DNA ilk defa hücrelerde keşfedildi ama gerçek işlevi henüz bilinmiyordu.

1909 – Gen terimi ilk defa kullanıldı ve DNA’nın kimyasal yapısı keşfedildi.

1920 – Nesiller arası kalıtım aracı olarak kromozomlar ileri sürüldü.

1944 – DNA ilk defa bireysel özelliklerin kalıtımı ile ilişkilendirildi.

1951 – DNA’nın X-ray kırılma fotoğfaları çekildi.

1953 – James Watson ve Francis Crick DNA’nın yapısını tanımladı.

1966 – DNA’nın kromozomların haricinde mitokondride de bulundu.

1969 – İlk defa tek bir genin izolasyonu gerçekleşti.

2003 – İnsan Genom Projesi başarıya ulaştı.

2011 – CRISPR – Cas9 sistemiyle DNA üzerinde oynamalar yapmak kolaylaştı.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynak

https://www.medicinenet.com/script/main/art.asp?articlekey=3560

Bilgi paylaştıkça çoğalır 🙂 Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?
0

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.