Hayvanlar Düşünebilir mi?

Hayvanlar Düşünebilir mi?

Hayvanlar düşünebilir mi? Düşünürlerse ne hakkında düşünürler? Bu soru binlerce yıldır tarihteki en büyük zihinlerin kafasını meşgul etmiştir. Yunan tarihçiler ve yazarlar Plutarch ile Pliny, yanıtı hala meçhul olan bu meşhur soru hakkında yazmışlardır. Yüzyıllar boyunca, felsefenin devleri tarafından da pek çok çözüm üretilmiştir.

Bir köpek bir yol boyunca yürümekte ve sahibini aramaktayken yolun üçe ayrılan kısmına gelir. Köpek önce sola yönelir, havayı koklar ve sahibinin bu yoldan gitmediğini anlayarak geri döner. Sonra, sağa yönelir, havayı koklar ve yine anlar ki sahibi bu yoldan da gitmemiştir. Ardından köpek zafer edasıyla ortadaki yola yönelir ve havayı koklamaz.

Köpeğin kafasının içinde ne oldu? Büyük filozoflardan bazıları için bu soruya takılmanın hiçbir faydası olmadı. Fransız denemeci ve filozof Michel de Montaigne, ”Köpek açıkça fark etti ki, kalan tek olasılık ortadaki yoldan gitmekti, bu nedenle köpekler soyut düşünebilir” sonucuna varmıştır. St. Thomas Aquinas 13. yüzyılda bunun tersini savunmuştur: ”Soyut düşünme gibi görünen aslında gerçek düşünme değildir. Zekanın yüzeysel görünüşüyle aldanabiliriz.” diye açıklamıştır.

Yüzyıllar sonra, hayvanlar düşünebilir mi sorusu hakkında John Locke ve George Berkeley arasında ünlü fikir düellosu olmuştur. John Locke ”Hayvanlar soyutlayamaz” diye görüşlerini bildirmiştir. Berkeley ise ”Eğer hayvanların soyutlaması o hayvan türü için ayırt edici özellik yapılmazsa korkarım ki insan olarak kabul edilenlerin büyük bir kısmının o hayvanlardan kabul edilmesi gerekir” diye yanıt vermiştir.

Filozoflar Asırlardır Hayvanlar Düşünebilir mi Sorusuna Yanıt Arıyorlar

Çağlar boyunca filozoflar bu soruyu insan bilincini köpeğe empoze ederek analiz etmişlerdir. Bu, insan biçimliği ya da hayvanların da insanlar gibi düşünüp davrandığını varsaymaktır. Ancak belki de asıl çözüm, bu soruya köpeğin bakış açısıyla yaklaşmaktır.

Hayvanlar, dünyayı modellendirmek için kullandıkları değişkenler açısından bizden farklıdır. Dr. David Eagleman, psikologların buna ”umwelt” ya da ”hayvanların gerçeği algılaması” dediğini belirtmiştir. ”Kenenin kör ve sağır olan dünyasında, önemli sinyaller sıcaklık ve bütirik asidin kokusudur. Hayalet balıkları için önemli olan elektrik alanlardır. Yankıları algılayan yarasalar için havadaki ses dalgaları önemlidir. Her canlının çevreyi kendine özgü algılayışı vardır ve o canlı, algılarıyla dış gerçekliği kendine göre yorumluyordur.”

Köpeğin beyni için her yer sürekli olarak kokuların fırıl fırıl döndüğü bir ortamdır ki, bu özelliğini avlanmak ya da çiftleşmek için karşı cinsi aramada kullanır. Köpek bu kokuları kullanarak çevresini beyninde haritalandırır. Köpeğin bu zihin haritası, bizim gözle algıladığımızdan tamamen farklıdır ve farklı bilgiler içermektedir.

Hayvan Bilinci

Hayvanlar dış dünyayı tamamen farklı algılamalarına karşın, bizler ne yazık ki, insan bilincini hayvanlara aktarmaya meyilliyiz. Örneğin, bir köpek içtenlikle sahibine itaat ediyorsa bilinç altımız bize ”köpek insanın en iyi dostu, çünkü bizi seviyor ve saygı gösteriyor.” diyor. Oysa köpeklerin kökeni Canis Lupus’tan (kurt) geldiği ve onlar da sıkı bir hiyerarşi içinde, sürü olarak avlandıkları için, köpek size bir çeşit baskın erkek ya da sürü lideri olarak görüyor olabilir.

Bir kedi yeni bir odaya girdikten sonra halıya idrarını bırakınca, biz kedinin sinirli ya da gergin olduğunu varsayıyoruz. Bir de bunun nedenini anlamaya çalışıyoruz. Oysa belki de kedi yalnızca idrarının kokusuyla, diğer kedileri uzak tutmak için bölgesini işaretliyor olabilir. Yani kedinin aslında hiç de keyfi bozuk değil; yalnızca diğer kedilere evden uzak durmalarını söylüyor.

Kedi mırıldar ve kendini bacaklarınıza sürterse ona baktığınız için müteşekkir olduğunu, bunun da samimiyet ve duygusal yakınlık göstergesi olduğunu varsayıyoruz. Aslında, kedi size sürtünerek hormonunu sizin üstünüze bırakıp sizin ona ait olduğunuzu belirtmek ve diğer kedileri sizden uzak tutmak için yapıyor olabilir.

16. yüzyıl düşünürü Michel de Montaigne, bir keresinde ”Kedimle oynadığımda kedinin benimle değil de, benim kedimle oynadığımı nasıl bilebilirim?” diye yazmıştır.

Kedi insanlardan kaçıp yalnız kalmak istiyorsa bu kızgınlığın ya da araya mesafe koymanın bir göstergesi olmayabilir. Kedilerin kökeni, köpekten farklıdır ve yalnız avlanan yabani kedilere dayanır. Yabani kedilerde, köpeklerde olduğu gibi baskın erkek yoktur. Hayvanlara Fısıldayan Adam gibi televizyon programlarının türevleri de, insan bilincini ve dürtülerini hayvanlara aktarmaya çalışmamızdan doğan sorunları işaret eder.

Hayvanların Duyuları ve Düşünceleri

Bir yarasa da, sesler tarafından şekillenen çok farklı bir bilince sahiptir. Neredeyse kör olduğundan, sonar aracılığıyla böcekleri , engelleri ve diğer yarasaların yerini bulması için sürekli çıkardığı tiz seslerden geri bildirime ihtiyaçları vardır. Aynı şekilde, yunusların da seslerden gelen geri bildirimlere dayanan insanlardan farklı bilinçleri vardır. Yunusların frontal korteksi, beyninin diğer bölgelerine nazaran daha küçük olduğundan, bir zamanlar yunusların zeki olmadığı düşünülmüş. Ancak yunuslar bu durumu beyinlerinin tamamının çok büyük olmasıyla telafi eder. Yunusların, neokorteksini açtığımızda, altı dergi sayfası kadar alan kaplarken insanın neokorteksini açtığımızda yalnızca dört dergi sayfası kaplar. Yunusların pariyetal ve temporal korteksleri de oldukça gelişmiş olduğundan, sudaki sonar sinyalleri analiz edebilirler. Ayrıca yunuslar aynada kendi görüntülerini tanıyabilen birkaç hayvandan birisidir.

Buna ek olarak, yunusların ve insanların kökenleri 95 milyon yıl önce farklılaştığı için, bu türlerin beyin yapıları da oldukça farklıdır. Yunusların buruna ihtiyacı yoktur, bu nedenle doğduktan kısa bir süre sonra beyindeki koku bölgesi kaybolur. Ancak, 30 milyon yıl önce yunuslar yiyeceğe ulaşmak için sesleri kullanmayı öğrendiklerinden, işitme korteksleri bir anda büyüdü. Yarasalar gibi, yunusların dünyaları da yankılar ve titreşimlerle dolu olmalı. İnsanlarla karşılaştırıldıklarında, yunusların limbik sistemlerinde paralimbik bölge denilen, muhtemelen güçlü sosyal ilişkiler kurmalarını sağlayan fazladan bir lob bulunmaktadır.

Her canlının çevreyi kendine özgü anlayışı vardır. Hayvanlar düşünebilir mi sorusuna yanıt bulmak için en temel yol kendi bilinçlerimizi onlara empoze etmeye çalışmamak gibi gözüküyor.

Hazırlayan: Damla Uludağ

Kaynak

Michio Kaku, “Zihnin Geleceği


Damla Uludağ

Damla Uludağ, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. Eğitim hayatını İstanbul Medipol Üniversitesi’nde sürdürmektedir. Devam eden üniversite hayatında fizyoloji tutkunu olan Damla, bu alanı sinirbilim ile bir bütün haline getirmek istemektedir. Sinirbilime olan ilgisi “Geleceğin Bilimi” platformunda hala aktif olduğu sinirbilim atölyesi sayesinde daha çok artmıştır. Sinirbilim adına düzenlenen “404 NeuroScienceFound” isimli panelde beyin plastisitesi üzerine sözlü sunum yapmıştır. Gelecek dergisinde yayınlanmak üzere sinirbilim alanı ile ilgili “Sirkadiyen Ritim” konulu yazısını yazmıştır ve bu derginin yaşam bilimleri editörlerindendir. Aynı zamanda çizim ve müzik ile amatör olarak ilgilenmektedir. Hücresel sinirbilim alanındaki tüm konularda merakı ve araştırma isteği vardır. “Hücresel işleyiş mekanizmaları ile ruhaniyetimizin üzerine giydirilmiş mükemmel örtünün tanımının detaylandırılması” için tüm azmini ortaya koymak istemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.