Kanser Hücreleri Laboratuvarda Ölürken Vücutta Neden Ölmüyor?

Kanser Hücreleri Laboratuvarda Ölürken Vücutta Neden Ölmüyor?

Hemen her gün şu madde kansere karşı etkili, şunu yapmak kanseri yok ediyor tarzında haberlere denk geliyoruz. Kanser hücreleri laboratuvarda patır patır dökülürken neden onkoloji koridorlarındaki hasta sayısı azalmıyor? 1995 yılında İstanbul Üniversitesi’nin Cerrahpaşa hastanesi, İstanbul Okmeydanı hastanesi gibi kaliteli merkezlerde yılda 3.000 yeni hasta dosyası açılırken artık yılda 8.000 hasta dosyası açılıyor. Dünyada her yıl 14 milyon insan kansere yakalanıyor ve bunların 8,2 milyonu hayatını kaybediyor. 2030 yılında 22 milyon yeni kanser vakasının çıkması bekleniyor. Onca bilimsel araştırma kansere karşı tedavi önerirken kanser hücreleri neden öldürülemiyor?

Burada gerçek bilim ile popüler bilim arasında bir çizgi çekmemiz gerekiyor. Bir bilim haberini ele alalım. Başlığı “Kanserin Tek İlacı Zerdeçal” olsun. Böyle bir başlık gerçekten var! Takvim gazetesi, okuyanların gözlerini kanatan bu başlığı 11 Nisan 2017’de atmış. Hastalara kemoterapi, radyoterapi, immünoterapiler boşuna veriliyor. Zerdeçal yeseler her şey hallolacak. İlaç şirketleri de bir tane antikor geliştireceğim diye boşuna milyonlarca euro para harcıyor.

Bilimsel Araştırmaları Nasıl İncelemeliyiz?

Bir araştırmayı değerlendirmek için belirli kriterler vardır. Zerdeçal kansere iyi geliyor olabilir. Ancak çalışma in vitro mu yoksa in vivo ortamda mı yapılmış. Diğer bir deyişle zerdeçalın etkisi petri kaplarında mı yoksa gerçekten canlı organizmanın içinde mi uygulanmış. Zira kanser hücreleri in vitro ve in vivo koşullarda çok farklı davranıyorlar. İkinci etken hangi hücre tipinde ve canlı organizmada denenmiş olduğudur. Üçüncü etken zerdeçalın kendisi mi uygulanmış yoksa etken maddesi mi verilmiş. Belirtmekte fayda var, araştırmalarda neredeyse her zaman etken madde verilir. Dördüncü olarak zerdeçalın etken maddesinden ne kadar miktar verildiğidir. Aslında listeyi daha uzatabiliriz ama şimdilik bu kadarı yeter.

Petri Kabında Çalışmak ile Canlı Organizmada Çalışmak Aynı Değildir

İlk maddeyi mercek altına alalım. In vitro çalışmalar in vivo çalışmalardan daha az maliyetlidir. Petri kabındaki hücreler yemek istemez su istemez. Bakımı kolaydır. İnkübatöre koyarsınız, bekler, gıkı çıkmaz. Etik kurul izni gerektirmez. Bu çalışmalarda kafa rahattır. Oysa in vivo çalışmalarda canlı organizma kullanıldığı için dünya kadar masraf çıkar. Örneğin farelerde yumurtalık kanseri araştırıyorsunuz. Hayvan deneyleri için sertifikanız var mı? Etik kuruldan izin aldınız mı? Demek istediğim okuduğunuz bilim haberlerinin çoğu in vitro koşullarda yapılmıştır. Bir petri kabında kanser hücreleri saldırıya çok açıktır. Hücreler için zararlı pek çok madde ile öldürülebilir. Üzerine kaynar su dökseniz hücreler yine ölür. Eee, kaynar su kansere iyi geliyor diye haber yapabiliyor muyuz?

İleri Okuma: Bu Tedavi Yan Etkisiz Bir Şekilde Tümörü Yok Ediyor

Kanser Hücreleri Laboratuvarda Ölürken Vücutta Neden Ölmüyor

Kanser Hücreleri Vücutta Kolayca Öldürülemez

Laboratuvar ortamında hücreleri öldürmek araştırmanın ilk adımıdır. Petri kabındaki kanser hücreleri açık alanda savunmasız askerlere benzer. Yok etmek kolaydır ama vücudun içinde bu hücreler çok daha etkilidir. Vücudun bütün sistemlerini kendi amaçları için kullanırlar. Siz damar yoluna kemoterapi ilacı gönderirsiniz onlar içeri almaz diğer hücreler dağıtırlar. Petri kabında maddeyi almak zorundaydı ama vücudun içinde kendi askerleri bu maddenin onlara gelmesini engeller. Kanser hücreleri bağışıklık sistemini kendi istekleri doğrultusunda kullanır. Radyoterapi ile bir bölgeyi yok ederseniz hemen başka organa sıçrayabilir. İlaçla kökünü kazıdım dersiniz, birkaç kanser kök hücresi 6 ay sonra yine koca bir ordu yaratır. Farelerde veya başka canlılarda denenmiş kanser ilaçlarının insanlarda aynı etkiyi göstereceği de kesin değildir. Buna da çok dikkat etmek gerekir. İnsan vücudu diğer canlılardan çok daha karmaşıktır. Başka model organizmalarda tümör daha kolay yok edilebilir.

İleri Okuma: Yeni Nanodiskler Kanseri Tedavi Etmek İçin Kullanılabilir

Kanser Hücrelerini Öldürmek İçin Doz Yeterli Olmalı

En önemli konulardan biri de etken maddenin ne olduğu ve ne kadar verildiğidir. Bitkilerde bulunan çok sayıda fitokimyasal maddenin kanser hücreleri üzerinde öldürücü etkisi vardır. Tümörü öldürücü etkiye sahip olmak bir maddenin tedavi amaçlı kullanılması için yeterli değildir. İlk olarak ağız yoluyla aldığınız maddelerin ne kadarının kana karışacağını bilemezseniz. Hadi diyelim kana karıştı. Karaciğerde parçalanmadan durabilecek mi? Bitkisel yiyeceklerdeki çoğu fitokimyasal madde karaciğerin gazabına uğrayarak hemen yok edilir. Literatürde ufak bir arama ile kanser hücrelerini öldürdüğü kanıtlanan yüzlerce molekül bulabilirsiniz. Ancak Amerika’daki Ulusal Kanser Enstitüsü’ne (NCI) göre şu an kanseri tedavi edebilen hiçbir bitkisel madde yoktur.

Kanser Hücreleri Laboratuvarda Ölürken Vücutta Neden Ölmüyor

Ağızdan Alınan Besinler Yeterli Etkiyi Göstermiyor

Zerdeçal, zencefil, soğan, sarımsak hepsi kanser hücreleri üzerine suikast yapabilecek elemanlara sahiptir. Düzenli orduları suikast yaparak yenemezsiniz. Sizin de düzenli ordulara ihtiyacınız vardır. Zerdeçal tümöre karşı çok etkilidir ama petri kabındaki hücrelerde. Ağızdan alınan zerdeçalın büyük çoğunluğu kana karışmaz. Damardan verildiğinde de kırmızı kan hücrelerini (eritrositleri) parçalayabilir. Bunun yanında karaciğeri de çok yorar.

Sonuç olarak haberlerde her gördüğünüze inanmayın. Bilimsel araştırmaların nasıl yapıldığını sorgulayın ve televizyonlarda şu kür kanseri tedavi ediyor diyenlere aldanmayın. Sağlıklı beslenme, spor yapmak kanseri önlemede muhakkak çok etkilidir. Kalori sınırlaması, meyve sebze ağırlıklı beslenmek, temiz hava almak bunların hepsi kaleyi savunmada etkilidir. Ancak kanser hücreleri bir defa çoğalıp kaleyi ele geçirdi mi modern tıbba güvenmekten başka çare yoktur.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar
  1. https://www.cancer.gov/about-cancer/causes-prevention/risk/myths
  2. https://www.drozdogan.com/zerdecal-kurunun-kanser-tedavisinde-yeri-olmadiginin-6-kaniti/
  3. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42936386

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.