Kullandığımız Ürünlerdeki Kimyasal Maddeler Kilo Aldırabilir

Kullandığımız Ürünlerdeki Kimyasal Maddeler Kilo Aldırabilir

21. yüzyılda elimize aldığımız her şeyde bir koruyucu, renklendirici veya tatlandırıcı bir kimyasal madde bulunuyor. Su içiyorsunuz, pet şişe bisfenol A maddesi ile kaplanmış. Yemek yapacaksınız, teflon tavanız baştan başa koruyucu maddeden oluşuyor. Yediğimiz tatlıların çoğunda glikoz veya fruktoz şurubu var. Neden bu yüzyılda doğdum diye düşünebilirsiniz ama bunların bir çözümü var.

Vücudumuzun alışık olmadığı, evrimsel sürecimizde karşılaşmadığımız bu maddelerin çoğu vücudumuza zarar veriyor. Bu kimyasal maddeler kilo aldırabilir. Kilo vermek isteyenlere diyetisyenler paketli yiyeceklerden uzak durmasını ve bolca sebze meyve yemelerini tavsiye ederler. Sebze ve meyveler bünyelerinde yüksek miktarda su bulundurduğundan hem tokluk hissi yaratır hem de enerji ihtiyacımızı karşılar. Öte yandan katkı maddeleri hiç kalori içermese bile hormonal sistemimizi bozduğundan tek başlarına kilo aldırabilir. Eğer önüne geçilemezse bu maddeler obeziteye bile yol açabilir.

Hangi Kimyasal Maddeler Kilo Aldırabilir?

Amerika’da Harvard Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmalar perfluoroalkil ve polifluoroalkil (kısaca PFAS) adlı kimyasal maddelerin çok sayıda tüketici ürünlerinde kullanıldığını saptamış. PFAS’lar yapışmaz tava tencerelerden su tutmaz kumaşlara, temizlik ürünlerine kadar çok geniş bir yelpazede kullanılıyor. Bu maddelerden kaçmanız mümkün değil. Hayatınızın bir yerinde mutlaka onlarla haşır neşir oluyor, vücudunuza alıyorsunuz.

Yapay yollarla üretilen PFAS’ler vücuda girdikçe birikmeye başlıyor ve uzun süre vücudunuzda kalıyor. Vücutta biriken bu yapay kimyasal maddelerin sağlığa çok sayıda zararı var. Tiroid hastalıklarına yol açıyor, üreme sorunlarını beraberinde getiriyor, düşük yapma riskini artırıyor. Hamile olma ve hamileliklerin başarıyla sonlanma oranı yıldan yıla düşüyor. Tiroid hastalıkları daha yaygın hale geldi. En sık karşılaşılan sorunlardan biri de bu kimyasal maddeler kilo aldırabiliyor.

İleri Okuma: Kilo Verme Hakkındaki Mitler ve Gerçekler

Herkes Fazla Kilolardan Şikayetçi

Kendi kilosundan memnun insanlar artık parmakla gösterilir oldu. Kimse halinden memnun değil. Bunda biraz moda algısının da katkısı var, itiraf etmek gerekir. Ancak çok kolay kilo aldığımız gerçeğini de göz ardı edemeyiz. Vücutlarımızın hormon mekanizması katkı maddeleri yüzünden afallamış durumda olduğu için kilo dengemiz çok kolay bozuluyor. Perhiz yapıyorsunuz yine işe yaramıyor çünkü PFAS’lere maruz kalan kişiler perhizden sonra bile kilo alabiliyor ve daha düşük bir metabolizma hızına sahip oluyor.

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki bilim insanları prediyabetik aşamadaki obez veya aşırı kilolu 950 kişinin yaşam şartlarına baktılar. Bu insanlar nasıl besleniyor, hangi eşyaları kullanıyorlar, ne kadar spor yapıyorlar hepsi incelendi. Burada prediyabetik aşamayı da kısaca açıklayalım. Halk arasında gizli şeker olarak bilinen diyabetin bir adım öncesidir. Hastada insülin direnci başlamış, kan şekerinin seviyesi yükselmiştir. Ancak hastaya diyabet tanısı koymaya yetecek kadar belirti yoktur.

Katılımcılar 15 Yıl Takip Edildi

Araştırmaya 1996 ve 1999 yılları arasında 957 kişi katılmış ve katılımcılar 15 yıl boyunca takip edilmiştir. Dünyanın kaç ülkesinde böyle bir araştırma yürütülebilir diye bir sormak lazım. Çalışmanın amacı bir kilo verme programının tip 2 diyabetin ortaya çıkışını geciktirip geciktirmeyeceğini öğrenmekti. Bütün katılımcılar prediyabetik aşamada olduğu için risk altındaydı. Bir gruba kilo verme programı uygulanırken diğerleri kontrol grubu olarak seçildi. Çalışmanın başında herkesten kan örneği alınarak başlangıçta kanlarında bulunan PFAS miktarı ölçüldü.

Kilo verme grubuna seçilen kişiler perhiz uyguladı, spor yaptı ve davranışlarını hayat tarzını değiştirmek zorunda kaldı. Bütün program boyunca ilgili sağlık profesyonellerinden danışmanlık aldılar. Kontrol grubundakiler de perhiz ve spor yaptılar ancak yaptıkları uygulamalar kilo vermelerine yardımcı olmayacak şekilde ayarlandı. Diğer bir deyişle bu grubun yaptığı her şey plaseboydu. Burada şunu belirtmekte fayda var. 957 kişiden kimin kilo verme grubuna kimin kontrol grubuna düşeceği rasgele belirlendi. Bu yönteme randomizasyon denir ve tüm seçimler bir algoritma tarafından otomatik olarak yapılır.

Kilo verme programındaki kişiler hızlı bir başlangıç yaptılar ve ilk yılın sonunda 7 kilo verdiler. Başlangıç harikaydı ama devamı gelmedi. Katılımcılar aynı programı uygulamalarına rağmen kilo almaya başladılar ve verdikleri kiloların çoğunu geri aldılar. Hayatlarındaki sentetik kimyasal maddeler ve içerisindeki PFAS’lar boş durmuyordu. 10 yılın sonunda ilk kilolarıyla kıyaslandığında sadece 2 kilo vermişlerdi. Bunca diyet, spor, beslenme danışmanlığı sadece 2 kilo için miydi?

PFAS’ların Artışı Kilo Alımını Tetikliyor

Çalışmanın nasıl yapıldığından bahsettikten sonra PFAS’lerin kilo alımıyla olan ilişkisine geri dönelim. 90’lı yıllarda çalışmaya alınan kişilerin kanında yıldan yıla daha yüksek PFAS görülüyordu. Plasebo grubundaki kişilerin kanlarındaki PFAS seviyesi ikiye katlandığında kişilerde 1.8 kiloluk bir artış görüldü. Ancak etkili bir diyet ve egzersiz programı uygulayan kişilerde kilo alımı gözlenmedi.

15 yılın verileri değerlendirildiğinde kimyasal maddeler ve içerisindeki PFAS’ların obezitenin önünü açtığını ve kanda birikmesinin önemli bir etken olduğunu söyleyebiliriz. Plasebo grubunda bu maddelerin kilo alımına yol açtığını gördük ama diğer grupta da bunu engelleyebileceğimizi gördük. Araştırmacılar obez ve aşırı kilolu kişilerin tip 2 diyabet riskinin oldukça yüksek olduğunu belirtiyorlar. Ancak diyabete yakalanmadıysanız bunu engellemek için geç değil. Doktorunuzun yardımıyla ve sizin çabalarınızla sağlığınızı koruyabilirsiniz.

İleri Okuma: Tip 2 Diyabet Vücudunuza Nasıl Zarar Veriyor?

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar
  1. https://www.livescience.com/63487-chemicals-environment-weight-gain.html
  2. https://jamanetwork.com/journals/jamanetworkopen/fullarticle/2698634

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.