Meditasyon Dikkat Dağınıklığını Engelliyor

Meditasyon Dikkat Dağınıklığını Engelliyor

Bilgi çağında yaşıyoruz! Amerika’da beyaz yakalı çalışan sayısının mavi yakalıları geçtiği yıl olan 1957 bilgi çağının başladığı yıl olarak kabul edilir. Etrafta o kadar çok bilgi var ki insan ne öğreneceğini, hangi verileri alıp, harmanlayıp onları anlamlı bilgi haline getireceğini şaşırıyor. Teknolojik gelişmelerle süslenmiş modern dünyanın belki de en büyük sorunu insanların belirli bir konu üzerinde uzun süre odaklanamaması, aklın başka yerlere gitmesidir. Yapılan araştırmalar insanların 3 dakikada bir akıllı telefonlarını kontrol ettiğini gösteriyor. Sürekli facebook, twitter, instagram profillerini takip edenler de azımsanmayacak ölçüde çok sayıdalar. Ayrıca belirli bir konuda araştırma yaparken veya çalışırken başka bir makaleye veya habere dalanlar var. Belki siz de bu makaleye bu şekilde girdiniz, kim bilir.

Binlerce Yıldır Meditasyon Yapılıyor

Belirli bir konuya odaklanma yeteneğiniz sınırlı olabilir ama kendinizi yetersiz hissediyorsanız bu becerinizi geliştirebileceğinizi bilmelisiniz. California Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma meditasyon yapmanın kişinin okuma esnasında kitaba odaklanmasını kolaylaştırdığını gösteriyor. Binlerce yıllık insanlık tarihinde insanlar çeşitli nedenlerden dolayı meditasyon yapıyorlardı. Kimisi belli bir maneviyat düzeyine gelmek için, kimisi farkındalık ve rahatlama yaratmak için kimisi ise sadece aklının sağa sola gitmesini engelleyerek odaklanmak için meditasyonu seçmişlerdi.

İnsanların bilişsel işlevlerini günlük işlerinde kesintisiz sürdürmesi hiç de kolay bir şey değil. Gün boyunca beyinden yaklaşık 70,000 düşünce geçiyor ve istenmeyen düşünceler de işlerimizi bölebiliyor. Sürekli dikkat isteyen işlerde aklın başka yerlere gitmesi bazen ciddi sorun oluşturabiliyor. Hem zamanın iyi değerlendirilememesi hem de yapılan işin verimi açısından odaklanmanın önemi yıldan yıla daha fazla artıyor.

Hastalıklar Üzerinde de Faydalı Oluyor

Son yıllarda meditasyonun etkileri bilim insanları tarafından yoğun bir şekilde inceleniyor ve sırt ağrısı, anksiyete, migren, travma sonrası stres bozukluğu, hatta dokunma duyusunun geliştirilmesinde bile işe yaradığı keşfedildi. 2015 yılında araştırmacılar meditasyonun beyni değiştirdiğini ve bilişsel işlevleri şekillendirdiğini kanıtladılar.

Araştırmacılar 2 farklı çalışma gerçekleştirdiler. İlkinde 30 katılımcı 3 ay boyunca dağlık bir yerde shamatha meditasyon eğitimine tabi tutuldu. Meditasyon eğitiminin öncesinde ve sonrasında katılımcılardan bir çocuk hikayesindeki mantık hatalarını tespit etmeleri istendi. Yapılan karşılaştırmaların neticesinde meditasyon yapan kişilerin hikayedeki mantık hatalarını daha hızlı bulduğu ve odaklanma becerilerinin arttığı görüldü. Araştırma ekibi aynı katılımcıları 7 yıl sonra tekrar teste tabi tuttu ve ilk zamanki gelişmelerin hala devam ettiğini katılımcıların odaklanma testlerindeki başarılarının azalmadığını gördüler.

İkinci araştırmada, ekip daha önceden meditasyon yapmış 55 katılımcıyı 2 gruba ayırdı. 28 kişiden oluşan grup 1 ay boyunca vipassanā eğitimine tabi tutulurken diğer grup hiçbir şey yapmadı. 1 ay sonunda iki grubun odaklanma becerileri kıyaslandığında meditasyon yapanların yine çocuk hikayesindeki mantık hatalarını daha iyi bulduğu gözlendi.

Meditasyon Gözle Görülür Sonuçlar Yaratıyor

Meditasyon yapan kişilerin sonrasında hataları farketme ve düzeltme seviyeleri artıyor, ayrıca yazının anlamsal bütünlüğünü de daha hızlı kavrıyorlar. Bu sonuçlara göre meditasyon yapan katılımcıların okudukları hikayeye daha iyi odaklandıklarını ve küçük ayrıntıları daha iyi yakaladığını söyleyebiliriz.

Meditasyonunun odaklanma seviyesini artırdığı gerçeği yeni bir şey değil. Binlerce yıldır doğu sufizminde, özellikle budizmde meditasyon teknikleri zihni sakinleştirmek ve nefese odaklanarak hem odaklanmayı hem de farkındalık düzeyini artırmayı amaçlar. Bunların haricinde İslam tasavvufu da tefekkür adıyla meditasyonu yoğun bir şekilde kullanmıştır. Bu konuda literatürde yer alan bilgiler günde 10 dakikalık meditasyonun bile farkedilir derecede yarar sağlayacağına işaret ediyor.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynak

http://psycnet.apa.org/journals/cns/3/1/12/


Çağlayan Taybaş

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunuyum. Şu an Johnson & Johnson'a bağlı olarak Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde klinik araştırma koordinatörü olarak çalışıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca laboratuvarın yanında bilim yazarlığı, programlama, ney ve satranç ile uğraştım. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.