Migren, İnme ve Kalp Krizi Riskini Artırıyor!

Migrenin beyne neler yaptığını merak ettiniz mi hiç? Bazen saatler bazen de günler süren migren atakları acaba beyinde ne gibi değişikliklere yol açıyor? Bu soruyu yanıtlamadan önce tarihe kısa bir yolculuk yapalım. Zira ünlü ressam Vincent van Gogh’un, migren atakları konusunda bize anlatacak bir şeyleri var.

Vincent’in şiddetli migren ataklarından muzdarip olduğu biliniyor. “Acı” ve “baş ağrısı” kavramları adeta onun diğer adı gibidir. Hatta migrenle başı o kadar dertte ki çözümü kendini sanata vermekte bulmuş. Kendini çekilebilir kılan tek şeyin resim yapmak olduğunu söyleyen birinden bahsediyorum. Ünlü tablosu Starry Night’ı migren tedavisi gördüğü hastanede tamamlamıştır. Tablolarında kullandığı renkler ve ışık halkaları ile auralı migren atakları esnasında yaşadıklarını resmettiği düşünülüyor. Vincent’in zaman zaman yaşadığı kafa karışıklığı, yağlı boya yemesine sebep olacak boyutlara ulaşmıştır. Ölümünden iki yıl önce kulağını kesmesinin ardında migren krizleri olduğunu düşünenler bile var. Durumun ne kadar içler acısı olduğunun farkındasınızdır sanırım. Bu bulgular ışığında asıl sorumuza geri dönelim: Migrenli kişilerin beyninde neler oluyor? Onlara tabiri caizse cehennemi yaşatan ataklar beyni ne şekilde etkiliyor?

Migren, Beynin Hem Yapısını Hem de İşlevini Değiştiriyor

Bilim dünyası migrenli beyninin alışılmışın dışında çalıştığı konusunda hemfikir. Bu konuda bize en büyük desteği yapısal MRI çalışmaları sağlıyor. Buna göre, migrenli kişilerin frontal ve parietal bölgelerindeki gri ve beyaz madde yoğunluğunda azalma var. Ayrıca migrende beyaz madde anormalliklerine oldukça sık rastlanmakta. Migrenin beyinde yarattığı tahribat bununla sınırlı değil elbette. Migren, beynin işlevsel mimarisini de değiştiriyor. Beyindeki çeşitli ağlar arasındaki nöronal bağlantılarda bozulmalar meydana geliyor.

Son dönemde bilim insanlarını alarma geçiren konu ise migrende meydana gelen kan akımı değişiklikleri olmuştur. Çalışmalar bize migren atakları esnasında beyindeki kan akımının azaldığını söylüyor. Bu azalma özellikle de auralı migren hastalarında daha belirgin. Yeri gelmişken migren aurası esnasında ortaya çıkan bir fenomenden bahsedelim.

Aura döneminde görme korteksinden başlayarak öne doğru ilerleyen bir dalga faaliyeti söz konusudur. Bu dalganın yayıldığı beyin bölgelerinde kan akımında azalma meydana gelir. Görsel aura belirtilerinin bu dalga faaliyetinin sonucunda oluştuğu varsayılıyor. Dalga, beyin boyunca ilerlerken damarları da etkisi altına alıyor. Damarlarda önce genişleme meydana gelirken bunu uzun süre devam eden daralmalar takip ediyor. Kan damarlarındaki daralmanın etkisiyle kandaki oksijenlenme azalıyor. Bu durumda nöronların oksijen talebinin yeterince karşılanamadığını görüyoruz. Gerek yapısal değişiklikler gerekse kan akımı değişiklikleri migrenli beyninde çeşitli lezyonlara yol açmaktadır. Bu lezyonlar ise başta inme olmak üzere pek çok ölümcül hastalığa davetiye çıkarmaktadır.

Migrenli Kişilerde İnme Riski Daha Yüksek!

Migren, iskemik inme için bir risk etkeni olarak kabul ediliyor. İskemik inme, beyin damarlarını tıkayan bir pıhtı nedeniyle beyne giden kan akımının azalması veya tamamen durmasına bağlı olarak meydana gelir. Migrenli kişilerde trombositlerin işlevlerinin bozulması bu durumu açıklayabilir. Trombositler, kanın pıhtılaşmasını sağlayarak kanamayı önleyen küçük kan hücreleridir. Migrende, özellikle de ataklar arası dönemde, trombositler kümeleşerek pıhtılaşma eğilimi gösteriyor. Ayrıca bu kişilerde kan pıhtıları çok kolay oluşup uygun şekilde çözünememeye başlıyor. Nihayetinde kanda oluşan “aşırı pıhtılaşma” durumu iskemik inme tehlikesinin kapısını aralıyor.

İskemik inme riski auralı migreni olan kişilerde iki kat daha fazladır. Normalde aura belirtileri 5-20 dakika sürer ve ardından yerini baş ağrısına bırakır. Yapılan MRI çalışmaları, 60 dakikadan uzun süren auralı migren atakları sonrasında beyinde iskemiyle uyumlu lezyonların varlığına işaret etmektedir. Bu lezyonlar özellikle de beynin arka tarafını besleyen damarlarda daha fazla dikkat çekmekte. Bu bulgu, auralı migren atakları esnasında kan akımındaki azalmayı doğrular nitelikte. Geçirilen migren atağı sayısı da inme riski üzerinde belirleyici rol oynuyor. Yılda 12 ve üzerinde atak geçiren kadınlarda risk oldukça büyük. Sigara ve doğum kontrol ilacı kullanan kadınlar ile 45 yaşından küçük kadınlar yüksek risk grubunda yer alıyor. Doğum kontrol ilaçlarının kullanımı iskemik inme riskini 6 kat artırıyor. Doğum kontrol ilaçlarına sigara kullanımı da eşlik ettiği takdirde auralı migren hastalarında bu riskin 10 kat daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Rakamların ne kadar korkutucu olduğunu görüyorsunuz. Auralı migren ataklarının uzun sürmesi ve şiddetli geçmesi durumunda beyinde meydana gelen hasar daha da can sıkıcı bir hal alıyor. Auralı migreni olan genç kadınlarda inme riskini artırması nedeniyle doğum kontrol ilaçlarının kullanımının güvenli olup olmadığı konusu tartışmalı. Genel kanı, bu kişilerin doğum kontrol ilacı kullanmaması gerektiği yönünde. Ancak genç kadınlarda bu ilaçların oldukça yaygın kullanılması migreni önemli bir halk sağlığı sorunu haline getiriyor. Kadınlarda menopoz sonrası dönemde de inme riskinin devam ettiğini belirtmem gerek. Ancak bu dönemde migren ikinci planda kalıyor. Çünkü inme daha çok yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi nedenlerden kaynaklanıyor.

Migren hastalarında damarın iç yüzeyini kaplayan endotel tabakası da hasar görmüştür. Endotel, normalde damarlar üzerinde koruyucu işlevi olan bir tabakadır. Endotel hasarı hem migrende hem de inmede ortak olarak görülen bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Damar sağlığı üzerinde rol oynayan bazı risk etkenlerinin migren hastalarında görülme sıklığı da oldukça yüksek. Sigara kullanımı, diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, yüksek vücut/kitle indeksi ve hareketsiz yaşam tarzı bunlardan sadece bazıları… Saydığım bu etkenlerin hepsi inme riskiyle yakından ilişkilidir.

Damar sağlığından söz etmişken, bu noktada östrojene ayrı bir parantez açmadan geçemeyeceğim. Vücudun kendisi tarafından üretilen (endojen) östrojenin damarları, özellikle de beyin damarlarını koruyucu rolü bulunuyor. Bunu hem inflamasyonu önleyerek hem de bağışıklık sistemini düzenleyerek gerçekleştiriyor. Ancak östrojen vücuda dışardan verildiğinde (ekzojen) durum biraz farklılaşıyor. Menopoz dönemindeki kadınlar dışardan östrojen takviyesine ihtiyaç duyarlar. Hormon replasman tedavisi yoluyla bu kişilere dışardan östrojen verilir. Ancak tedaviye ne zaman başlandığı konusu kritik önem taşıyor. Bu tedaviyi menopoz öncesi dönemden itibaren alan kadınlarda işlerin yolunda gideceğini söyleyebiliriz. Ancak tedaviye menopoz sonrası dönemin sonlarına doğru başlandığında ne yazık ki östrojenin hiç görmek istemediğimiz yüzüyle karşılaşıyoruz. Çünkü bu dönemde östrojen düzeyleri uzun süre düşük seyretmiştir, hormon replasman tedavisini takiben inflamasyon gelişmesi kaçınılmazdır. Östrojenin damar hücreleri üzerinde toksik etki meydana getirmesi de cabası…

Migren, Kalp-Damar Sağlığını da Olumsuz Etkiliyor!

Migren hastalarının kalp krizi riskinin sağlıklı kişilere göre daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalar mevcut. “İnmeyi anladık ama migrenle kalp krizinin ne ilgisi var şimdi?” dediğinizi duyar gibiyim. Böyle düşünmekte o kadar haklısınız ki… Zira bilim insanları için migren-kalp krizi ilişkisini anlamlandırmak bir hayli zor olmuştur. Bu konuda tamamlanması gereken çok fazla eksik parça var.

Migrenin kalp krizi riskini artırmasıyla ilgili çeşitli varsayımlar bulunuyor. Bildiğiniz gibi kalp krizi, kalp kasına yeteri kadar kan akımının sağlanamaması sonucunda meydana gelir. Hatırlayacağınız üzere, migrende de kan akımında azalmalar meydana gelmekteydi. İkisinde de görülen kan akımı değişiklikleri migrenin kalp krizine neden olabileceği fikrini doğurmuştur. Özellikle de auralı migreni olup sık atak geçiren kadınlarda kalp krizi riski daha yüksek bulunmuştur. Kalp sağlığı üzerinde rol oynayan risk etkenlerinin migrene eşlik etmesi durumunda kalp krizi riski artıyor. Sigara ve doğum kontrol ilacı kullanan genç kadınlarda bu risk daha fazla.

Son olarak, migrenin koruyucu tedavisinde kullanılan ilaçlardan da bahsedip bu tatsız konuyu kapatmak istiyorum. Anti-migren ilaçları, kan damarlarını daraltıcı etkiye sahip olduğu için kalp krizine neden olabileceği iddia ediliyor. Ancak bu görüşü destekleyen kesin bir kanıt bulunmuyor. Hatta uygun dozlarda kullanıldığında kalp sağlığını koruyucu yönde etki gösterdiğini ortaya koyan çalışmalar bile var.

Özetlemek gerekirse;

Migren hastaları, inme ve kalp krizi için yüksek risk grubunda yer alıyor. Özellikle de auralı migreni olan genç kadınlarda inme tehlikesi oldukça yüksektir. Sigara ve doğum kontrol ilacı kullanımı inme riskini daha çok artırıyor. İnme ve kalp krizi normalde erkeklerde daha yaygın görülen hastalıklardır. Özellikle de 50 yaş üzeri erkeklerin daha çok risk taşıdığı biliniyor. Ancak migrenin özellikle de genç kadınları etkilemesi bu hastalıkları farklı bir boyuta taşımıştır. Migren tedavisinin hem hastalar hem de doktorlar açısından büyük önem taşıdığı yadsınamaz bir gerçek.

Hipokrat’ın, “Ağrıyı dindirmek ilahi bir sanattır.” sözünü duymuşsunuzdur. Migren tedavisi bunun çok ötesinde bir anlam taşımakta. Zira amaç sadece hastaların şikayetlerini azaltmak ya da hayat kalitesini yükseltmek değildir. Öte yandan, tedavide migren hastalarının da sorumluluk alması gerekiyor. Bu kişiler, damar sağlığını olumsuz yönde etkileyen risk etkenlerini en aza indirgemek zorundadır. Bu anlamda yaşam tarzı değişikliğine gidilmesi şart. An itibariyle migrende inme ve kalp krizi riskini azalttığı kanıtlanan bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Migren aurasının hayati tehlike içermesi bu konuda daha fazla araştırma yapılmasını gerekli kılmaktadır.  

Sağlıkla ve bilimle kalın…

Hazırlayan: Nilüfer Zengin

Kaynaklar
https://www.vangoghmuseum.nl/en/vincent-van-gogh-life-and-work/van-goghs-life-1853-1890/hospitalization

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29904828

https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28159058
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/19704075
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29904830
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22644170

Nilüfer Zengin

Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'nden 2017 yılında mezun oldum. Şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi Sinirbilimler Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yapıyorum. Baş ağrısı, kronik ağrı, beyin biyofiziği ve nöropsikoloji temel ilgi alanlarımı oluşturuyor. Daha çok klinik ve kognitif sinirbilim çalışsam da hücresel sinirbilimlerle ilgili okumalar yapmayı da seviyorum. Yardımcı olmamı istediğiniz herhangi bir konuda bana nilufer.zengin55@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Migren, İnme ve Kalp Krizi Riskini Artırıyor!” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.