Mowgli Sendromu

Mowgli sendromu nedir?
Möwgli sendromu hayvanlar tarafından yetiştirilen insanlarda görülür.

Mowgli Sendromu, ismini Rudyarg Kipling’in “The Joungle Book” kitabının ana karakteri olan Mowgli isimli, bebekken hayvanlar tarafından ormana kaçırılan ve beslenen çocuktan almıştır. Bu kavram romanda olduğu gibi hem toplum hem de ailesi tarafından dışlanmış veya kendi başına büyümek zorunda bırakılmış çocukları tanımlamak için kullanılıyor. Bu sendroma sahip çocuklar sosyal alışkanlıklar kazanamıyor, bireysel davranışlar gösteremiyor, insanlarla empati kuramıyor ve çevrelerinde bulunan hayvanlar gibi davranıyorlar.

İleri Okuma: Empatinin Biyolojik Kökeni

Köpek Gibi Davranan Bir Çocuk

Bir vaka üzerinden gidecek olursak 3 yaşında ailesi tarafından terk edilen Oxana Malaya, yakınlardaki bir köpek kulübesine sığınmış, köpeklerle ısınmış, çiğ et yiyerek hayatta kalmış, kısacası köpeklerle büyümüştü. 5 yıl sonra yetkililer tarafından bulunduğunda bir köpek gibi havlıyor, dik değil elleri ve dizleri üzerinde duruyordu. Bir yetimhaneye yerleştirilen Oxana, rehabilitasyonla geçirdiği yıllar sonunda hala konuşma ile ilgili sorunlar yaşıyor, sinirlendiğinde ormana gidip köpeklerle sakinleşmeye çalışıyor. Bu sendromdan çıkarabileceğimiz en önemli sonuç, insanların sosyal davranışlarının gelişebilmesi için sosyal çevreye ve eğitime ihtiyaç duyduğudur. Sadece normal bir beyne sahip olmak yeterli değildir.

Hazırlayan: İrem Havle ve Feyza Kübra Özalper

Kaynaklar
  1. Oğuz Tanrıdağ. 2014. Beyin ve Davranış İlişkileri Üzerine Konferanslar ve Dersler: 140-141
  2. https://www.youtube.com/watch?v=1XSxjnxgdFY
  3. http://channel.nationalgeographic.com/videos/feral-children/

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.