Mutluluğun Nörokimyası

Mutluluğun Nörokimyası

Mutluluğu nasıl tanımlarsınız? Başarı? Sevdiğiniz arkadaşlarınızla güzel bir akşam yemeği ya da uzun zamandır aradığınız bir kitaba ulaştığınız an? Örnekleri yazının sonuna kadar sıralamadan mutluluğun yazıldığı kadar kolay ortaya çıkan bir his olmadığını da belirterek başlayalım. Mutluluk hissinin oluşabilmesi için uyaranların etkisiyle beynimizde ve bedenimizde birçok mekanizma devreye girer. Şimdi mekanizmaları incelemeden önce beden ile duygusal tepkiler arasındaki bağlantının keşfine yolculuğa çıkalım.

Eski Yunanlılar, beden ile duygusal tepkiler arasındaki bağlantıyı keşfeden ilk kişiler arasındaydı. İnsanlar arasındaki kişilik farklılıklarını açıklamak için dört humus; kan, balgam, siyah safra ve sarı safra kavramını ortaya koydular. Dört humusun da her insanda bulunduğunu ve bireylerde dikkate değer kişilik özelliklerini oluşturan bir farklılık yarattığını düşünüyorlardı.

Dört humus kavramına biraz daha derinlemesine bakacak olursak şu bilgileri ediniriz. Büyük miktarda kan varlığı, kişinin daha enerjik ve daha neşeli olduğunu yansıtıyordu. Çok fazla miktarda balgam kusurlu, serin ve kayıtsız davranışları ifade ediyordu. Dalak tarafından atıldığı düşünülen siyah safranın bir insanı melankolik veya depresif kılacağı, çok fazla sarı safra ise basit ya da öfkeli bir mizacı simgeliyordu.

Bu görüşlerden uzun yıllar sonra fiziksel ve duygusal davranışlar arasındaki bağlantıya bir kez daha odaklanılmaya başlandı. 21. yüzyılda sinirbilim alanı mutlulukların diğer her duygusal deneyimde olduğu gibi uyarıcı etkiler ile beyindeki elektrokimyasal reaksiyonların bir sonucu olduğunu ortaya koydu.

Bu sonuç, sinirbilim devriminin bir parçasıydı. Beşinci devrim ise insanlığın ve doğamızın anlayışında Copernicus, Darwin, Freud ve dört humus kavramı için temel oluşturan DNA’ nın keşfiydi. DNA’nın keşfi Francis Crick’in “şaşırtıcı hipotezi” üzerine kuruluydu: ”Sevinçler ve hüzünler, anılar ve hırslar, kişisel kimlik ve özgür irade duygusu aslında geniş bir davranıştan daha fazlası değildi. Bu davranışlar sinir hücrelerinin bir araya gelmesi ve iletişime geçmesiydi.”

Bu fikir, sıçanların ve daha sonra insanların beyinlerinde bir ödüllendirme sisteminin varlığının 1960’lardaki keşfi ile desteklendi. Ödül merkezi uyarıldığında, beynin zevk uyandırıcı kimyasallarının serbest bırakılması ile bağlantılı bir dizi bölge harekete geçirilir. Sistemin merkezinde akkumbens çekirdeği bulunur. Beynin bu kısmı, kahkaha ve öfori gibi mutluluk duygularıyla ilişkili karakteristik davranışlardan sorumludur.

Akkumbens çekirdeği, serebral korteksten gelen keyifli sinyallere cevap verir ve ventral tegmental alanını (VTA) keyifli hisler için yakıt olarak kullanır. VTA, sistemdeki çekirdeği ve diğer bölgeleri, zevkle ilişkili bir hormon olan dopamin ile doldurur.

Beynin diğer bölgeleri ödüllendirme sistemini tamamlar ve sadece ödül merkezinin amacını değil, belki de mutluluğun kendisinin temelini ortaya çıkarır. Ödül yanıtı sırasında, prefrontal kortekste harekete geçer: Bu, bireyin göreve dikkatini vermesini ve ödülün yol açtığı görevi tekrarlamasını sağlar.

Sevdiğiniz bir yemeği yediğinizde, uzun süredir üzerinde çalıştığınız araştırmanız başarı ile sonuçlandığında ya da sevdiğiniz bir kişi ile geçirdiğiniz güzel bir günün ardından rahatlama hissi yaşarken, bu uyaranlar serebral korteks tarafından ödüle layık görülebilir. Başka bir deyişle, evrim teorisinin de ışığında bu uyaranlar faydalıdır. Beyinlerimiz sonuçta bu uyarana yol açan her türlü davranışı tekrar yapmayı öğrenir. Bu durumda mutluluk gibi duyguları, bir organizmanın hayatta kalma şansını artıran motivasyonlar olarak ta tanımlayabiliriz.

Dopamin gibi hormonların bizler üzerinde oluşturduğu zevk ve mutluluk hissinin mekanizması henüz tam olarak belli değildir. Ancak tarihin bu noktasında, bilim dopamin ve zevk arasında bir bağlantı olduğunu göstermeyi başarmıştır. Mutluluk hissi oluşturan başlıca nörotransmitterlerin salınımının engellendiği  veya azaltıldığı testlerde, zevk hissi veya sevdiğimiz yemeği yediğimizde uyarılan ödül merkezinin aynı etkiyi oluşturmadığı ve işlevlerinin azaldığı da tespit edilmiştir. Yanı sıra, bir durumdan veya tecrübeden de keyif alacağımızı öngörebiliriz. Bu öngörü sırasında dahi dopamin düzeylerinin arttığı gözlemlenmiş ve bize zevk veren davranışları yapma kabiliyetimizin daha da güçlendiği ortaya çıkarılmıştır.

Bununla birlikte, mutluluk sadece haz verici bir his değildir. Bundan çok daha karmaşıktır. Araştırmalar aynı zamanda progesteron, oksitosin ve testosteron gibi diğer hormonları, başkalarıyla birlikteyken iyi hissetme ve bağlılık duygusunun oluşması gibi mutluluğun diğer yönlerini üretmeyle de ilişkilendirmiştir.

Yazının sonuna gelindiğinde birçok kez mutluluk kelimesini kullandığımız için beyniniz bu kelimeyi nöronları aracılığı ile belki de ödül merkezinizi harekete geçirmek için bir uyaran olarak algılamak ister ve yeni bir sekme açmadan buradan bir tebessümle ayrılırsınız.

Hazırlayan: Damla Uludağ

Kaynak: http://science.howstuffworks.com/life/neurochemistry-of-happiness1.htm


Damla Uludağ

Damla Uludağ, 1995 yılında İstanbul’da doğmuştur. Eğitim hayatını İstanbul Medipol Üniversitesi’nde sürdürmektedir. Devam eden üniversite hayatında fizyoloji tutkunu olan Damla, bu alanı sinirbilim ile bir bütün haline getirmek istemektedir. Sinirbilime olan ilgisi “Geleceğin Bilimi” platformunda hala aktif olduğu sinirbilim atölyesi sayesinde daha çok artmıştır. Sinirbilim adına düzenlenen “404 NeuroScienceFound” isimli panelde beyin plastisitesi üzerine sözlü sunum yapmıştır. Gelecek dergisinde yayınlanmak üzere sinirbilim alanı ile ilgili “Sirkadiyen Ritim” konulu yazısını yazmıştır ve bu derginin yaşam bilimleri editörlerindendir. Aynı zamanda çizim ve müzik ile amatör olarak ilgilenmektedir. Hücresel sinirbilim alanındaki tüm konularda merakı ve araştırma isteği vardır. “Hücresel işleyiş mekanizmaları ile ruhaniyetimizin üzerine giydirilmiş mükemmel örtünün tanımının detaylandırılması” için tüm azmini ortaya koymak istemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.