Anne Sütünde Bulunan Pestisitler (Glifosat) Ne Anlama Geliyor?

Anne Sütünde Bulunan Pestisitler (Glifosat) Ne Anlama Geliyor?

– Anne, akşam yemeğinde ne var?

+ Çorbanın yanına patates köfte yaptım. Gelirken yoğurt al, baban da salatayı yapacak.

İdeal bir akşam yemeği gibi görünüyor değil mi? Hepimiz zaman zaman anne ve babamızla bu tür diyaloglar kurarız. Yemek yemek güzel ama masamıza gelen sebze ve meyveler nasıl yetişiyor hiç düşündünüz mü? Masamızda görünmez bir tehlike var: Pestisitler!

Nedir Bu Pestisitler?

Pestisitler, bitkileri zararlı bitkilerden ve böceklerden koruyor ancak gıda maddeleri iyi yıkanmazsa bu pestisitler vücudumuza geçiyor. Moms Across America adlı dernek yaptığı bir araştırmada anne sütünde ve idrarında tehlikeli seviyelerde pestisit bulduğunu iddia ediyor. Moms Across America Derneği genetiği değiştirilmiş organizmaların ve pestisitlerin insan sağlığına etkileriyle yakından ilgileniyor. Amerika’nın değişik şehirlerinde yaşayan üyelerinin idrar ve anne sütünde glifosat adlı pestisitin tehlikeli seviyelerde bulunduğunu iddia ediyor. Glifosat ünlü biyoteknoloji firması Monsanto’nun Roundup adlı tarım ilacının etken maddesini oluşturuyor.

Dernek tam anlamıyla bir bilimsel araştırma yapmadığını kabul ediyor. Sadece elindeki sonuçları yayınladıklarını söylüyor. Üyelerinden gelen örneklerin %30’unda glifosatın normal değer aralığının üstünde bulunduğunu gösterdi. Anne sütünde 76 ila 166 mikrogram glifosat bulundu. Bu değer olması gereken üst sınırın 760 – 1600 katına denk geliyor. Avrupa İçme Suyu Mevzuatı’na göre sudaki glifosat miktarı 0.1 mikrogram/Litre olmalıdır. Anne sütü için de aynı standartlar uygulanır.

Sınırlı Miktardaki Verilerle Anlamlı Sonuca Ulaşamıyoruz

Araştırmada öncelikle Amerika’nın çeşitli eyaletlerinden bireyler idrar ve anne sütü örneği gönderiyor. Örnekleri incelemesi için Microbe Inotech firmasıyla anlaşılıyor. Çeşitli şehirlerden toplanan 35 idrar ve anne sütü örneklerinin yanında 21 içme suyu numunesi de toplanıyor. Glifosat seviyelerini tespit etmek ve standart değerlerle kıyaslamak için ELISA adı verilen bir yöntem kullanılıyor. Dernek, tüm sonuçlarını yayınlamadı ama verilerin bir kısmını internette bulabiliyoruz.

Aaraştırmanın yayınlanan verileri ile net bir yargıya varmak çok zor. Anne sütünde yapılan her 3 testin ikisi ELISA testinin ölçüm sınırları içindeydi. Bu demek oluyor ki ölçüm yöntemlerinde belirli bir hata payını hesaba katmamız gerekli. Benzer şeyler idrar testlerinde de gözlendi. Her 13 pozitif sonucun 6’sı tespit edilebilir aralığın içinde bulunuyordu.

Bu Çalışmadan Ne Anlamalıyız?

Yapılan analizler tam bir bilimsel araştırma niteliği taşımıyor. Farklı şehirlerdeki kadınların idrar ve anne sütündeki örneklerinde yüksek miktarlarda glifosat bulunması ilacın yerel olarak fazla kullanımıyla açıklanamaz. Türkiye’de Adana, İstanbul, Bursa, İzmir, Ardahan gibi 10 şehirdeki insanlardan alınan örneklerde fazla glifosat çıksa hepsinde yerel olarak tarım ilacı fazla kullanılmış diyemeyiz. Daha genel bir yargıya varmak gerekir. Acaba glifosat yıkamayla kolay kolay gitmeyen bir madde mi?

Glifosat bilimsel literatürde hem pestisit hem de herbisit olarak tanımlanır. Pestisitler kullanım amaçlarına göre zararlı (pest) türleri ortadan kaldırmak için kullanılan ilaçlardır. Böcekler için kullanılan pestisitler insektisit (böcek ilacı), mantarlar için olanları fungisit, bitkiler için olanı herbisit olarak adlandırılır.

Glifosat Ne Yapar?

Glifosatın temel görevi bitkilerde 5-enolpyruvyl shikimate 3-phosphate synthase (EPSP) enziminin çalışmasını engellemektir. Bu enzimi durdurmak bitkilerin fenilalanin, tirozin, triptofan gibi gerekli amino asitleri üretmesini engelleyerek bitkilerin ölmelerine neden oluyor. Bitkilerin kendilerinin ürettikleri bu amino asitler hayvanlarda üretilmiyor. Hayvanlar bu amino asitleri besinler ile dışarıdan almak zorundadır. Glifosatın hayvanlarda ne gibi etkiler yarattığı henüz bilinmiyor.

Literatürde yer alan araştırmaların büyük çoğunluğu glifosatın insan fizyoloji üzerindeki etki mekanizmasını aydınlatmıyor. Sadece belirli hastalıklar ile olan ilişkisine odaklanıyor. Örneğin Egberto Barbosa Parkinson hastalığı ile glifosat arasındaki ilişkiye bakmış ama herhangi bir bağlantı bulamamıştır. Araştırmalar hep böyle tehlikeli seviyelerde glifosat alındığında vücutta herhangi bir hastalığın meydana gelip gelmediğini inceliyor.

Kime Güveneceğiz?

Monsanto gibi biyoteknoloji firmalarının finanse ettiği araştırmalar ise ürünlerinin ne kadar güvenli ve canlı organizmalara zarar vermediğini kanıtlamaya çalışıyor. Ancak sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen araştırmalar bunun tersini ispatlamaya uğraşıyor. Elimizdeki verilerle pestisitlerin vücuda tam olarak ne yaptığını söylemek zor. Çok daha fazla tarafsız araştırma yapmamız gerekiyor.

Channa Jayasumana glifosat konusunda harika bir çalışma yaparak kurşun gibi ağır metallere bağlanabildiğini gösterdi. Glifosat bu ağır metallere bağlanarak böbrekleri yoruyor ve sonunda kronik böbrek yetmezliğine neden oluyor. Jayasumana çok güzel bir araştırma yapmasına rağmen öne sürdüğü iddialar ve glifosat-metal bileşikleri farklı araştırmalarda gözlenmedi. Jayasumana’nın çalışmasının destekçileri arasında organik tarım uygulamalarını teşvik eden Hela Suwaya adlı organizasyonun yer aldığını belirtmemizde fayda var.

Pestisitler İdrarla Atılabiliyor

Vücudumuza her gün yüzlerce farklı kimyasal molekül giriyor ve çıkıyor. Bunların birçoğu hiçbir etkileşime uğramıyor. Örneğin bir ıhlamur çayı içtiğinizi düşünün. Ihlamurun içindeki bazı moleküller sizi rahatlatır, gevşemenizi sağlar. Öte yandan ıhlamurun içindeki fitokimyasalların pek çoğu vücuda girdiği gibi idrarla dışarı çıkar. Böbrekler her saniye kandaki toksik maddeleri süzer ve idrar yoluyla dışarı atar. Emziren annelerde de vücuda giren kimyasal moleküller anne sütüne geçebilir. Doktorlar özellikle alkol ve uyuşturucu ile gelen maddelerin anne sütüne geçebileceğini vurgular.

İdrarda tespit edilen bir maddenin yoğunluğu hem madde miktarına hem de birim zamanda ne kadar idrar üretildiğine göre değişkenlik gösterir. Acquavella ve ekibinin yaptığı bir çalışmada glifosatlı yiyecekleri tüketen çiftçilerin 3 gün sonraki idrarlarında glifosat miktarının arttığı görülmüş. Bu da demek oluyor ki glifosat idrarda tespit edilebiliyor ve bu yolla vücuttan atılıyor.

Daha Fazla Araştırma Gerekli

Glifosatın idrarda tespit edilebiliyor olması güzel bir gelişme olarak kabul edilebilir. Eğer idrarda fark edilmeseydi vücutta kalıcı olarak yerleştiğini düşünecektik ve bu da organlarda birikeceği anlamına gelir. Glifosatın karaciğerde veya başka organlarda birikmesinin çok kötü sonuçları olabilir.

Yazının başında glifosatın idrarda ve anne sütünde tehlikeli miktarlarda bulunduğunu söylemiştik. Bu maddenin idrarla atıldığını kesin olarak biliyoruz. Şu an bilmediğimiz şey vücutta tam olarak ne yaptığı. Zararlı bitkilerdeki amino asit üreten enzimleri engellemesi için tasarlanan bir ilacın vücudumuzda ne yaptığını bilmemiz gerekiyor. Elimizdeki sonuçlar bize çok az şey söylüyor. İlerleyen zamanlarda bilim insanları pestisitlerin vücutta hangi etkilere yol açtığını bulmaları gerekiyor.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynak
  1. https://theconversation.com/pesticides-found-in-mothers-breast-milk-so-what-26427
  2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1241861/
  3. https://www.momsacrossamerica.com/glyphosate_testing_results
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/11391760
  5. http://www.mdpi.com/1660-4601/11/2/2125
Bilgi paylaştıkça çoğalır 🙂 Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?
0

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.