Solucan Deliği Nedir?

Solucan Deliği

Kendi gezegenimizdeki okyanusların çok büyük bir kısmını bilmiyoruz ama gözümüz milyonlarca ışık yılı ötedeki gezegenlerden ayrılmıyor. Uzayın derinliklerinde bizi ne bekliyor bilmiyorum ama binlerce yıldır o diyarları merak ediyoruz. Uzay araçlarımız, roketlerimiz ne kadar hızlı olursa olsun gidebileceğimiz yerler çok kısıtlı. Uzayda mesafeler ışık yılları ile ölçülür. Sizden 10 ışık yılı gibi yakın bir mesafedeki yere gidebilmeniz demek ışık hızında 10 yıl boyunca seyahat etmeniz demektir. En yakınımızdaki yıldızlar bile bu kadar uzakken bu yolculukları yapmak imkansız hale geliyor. Işık yılı uzaklığında herhangi bir gezegene gitmek binlerce yıl boyunca yolculuk yapmak anlamına geliyor. Ancak son yüzyıl içinde fizikçiler solucan deliği adı verilen teorik bir yöntem ile bu mesafeleri kısaltabileceklerini düşünüyorlar.

Solucan deliği uzay zamanda iki noktayı birbirine bağlayan gizemli bir kapı görevini görür. Bir telefon kulübesine girip birkaç saniye içinde başka bir galakside olduğunuzu düşünebiliyor musunuz? Solucan deliği bunu yapabilecek bir köprüdür. Tabii, şimdilik sadece matematiksel olarak! Zira pratik olarak ortada bir kanıtımız yok.

Solucan Deliği Işık Yılı Uzaklıktaki Yerleri Birbirine Bağlayabilir

Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan Interstellar (Yıldızlararası) filminin konusu solucan delikleriydi. Filme bir belgesel gibi yaklaşmak yerine solucan deliklerinin nasıl çalıştığı ile ilgili anlattıklarına odaklanacağız. Elinize düz bir A4 kağıdı alın. Normal şartlarda kağıdın bir köşesinden diğer köşesine gitmek 100.000 ışık yılı sürsün. Şimdi kağıdı köşelerinden birleştirin. Artık mesafe sadece bir adım uzaklıkta olur. Bir solucan deliği de tam olarak bunu yapar: noktaları birleştirir.

Einstein-Rosen köprüsü olarak da bilinen solucan deliği uzay zamanın katlanması sonucu uzayda iki noktanın bağlantı kurabileceğini belirten teorik yöntemdir. Bir solucan deliğine girdiğinizde çok kısa sürede uzayın başka bir yerine gidebileceğinizi varsayar.

Yer çekimi ile ilgili şimdiye kadar öğrendiklerimizi gözden geçirelim. Dünyadaki tüm nesneler merkeze doğru bir çekime maruz kalıyor. Peki yer çekimi uzayda nasıl bir görev üstleniyor? Yer çekimi uzay zamanı büküyor. Dünya, Ay, Güneş ve uzaydaki her şey kendi kütleleri ölçeğinde uzay zamanı büküyor. Ay hep dünyanın çevresinde dolaşıyor ama aslında dünyanın yer çekimi tarafından oluşturulmuş bükülmüş bir yolda daire çiziyor.

Einstein – Rosen Köprüsü

Ünlü bilim insanı Albert Einstein ve Nathan Rosen’a göre uzay zaman yeterince bükülürse iki nokta aynı fiziksel konumu paylaşabilir. Bu yapıyı ne kadar kararlı halde tutabilirseniz bu iki nokta da o kadar uzun süre aynı konumda kalmayı sürdürecektir. Bir solucan deliği bükülmüş uzay zamanda neredeyse aynı konumda bulunan iki yer arasındaki köprüyü tanımlıyor.

Uzay zaman bükülüyor derken dünya alt üst oluyor gibi bir görüntü kafanızda canlanmasın. Az önce örneğini verdiğimiz gibi sadece bir telefon kulübesi düşünün. Tıpkı Doctor Who dizisinde olduğu gibi o telefon kulübesine girip gitmek istediğimiz yerin koordinatlarını yazıyoruz ve sadece orası uzay zamanda bükülme yaşıyor. Bu ışınlanmanın bile çok ötesinde bir bilim ve teknoloji gerektiriyor. Teorik olarak mümkün gibi gören solucan delikleri şu an için pek uygulanabilir görünmüyor.

Bir solucan deliği içine girerseniz dışarı çıkamayabilirsiniz. Matematiksel olarak solucan delikleri, eğer oluşurlarsa, giriş kısmı karadeliklerin olay ufkunda oluşuyor. Bu da solucan deliği içine giren her şeyin tekilliğe doğru yuvarlandığını ve ölüme gittiğini gösteriyor. Evet, başta anlattığımız şey bilim kurguydu. Şimdi gerçekleri konuşalım.

Solucan Delikleri ile İlgili 3 Sorun

Solucan deliğini daha “kullanışlı” yapmanın bir yolu yok mu? Var diyebiliriz sanırım. Bunun için üç önemli sorunu aşmamız gerekiyor. Birincisi solucan deliğinin girişi karadeliğin olay ufkunun dışında olmalı. İkincisi solucan deliği kararlı yapıda olmalı. Solucan deliklerinin çok kararsız yapıda ve hemen bozuluyor olması ciddi bir sorun teşkil ediyor. Diyelim bir solucan deliği karadeliğin dışında oluştu ve kararlı yapıda duruyor. Bu sefer de içine ışık tutsanız bile solucan deliği çökmeye başlıyor.

Fizikçiler henüz yer çekimi ve kuantum mekaniğini nasıl birleştireceklerini çözemediler ama umudumuz var. Şimdiye kadar bırakın solucan deliği yaratmayı evrende onlara dair bir ipucu bile göremedik. Var olup olmadılarını da bilmiyoruz. Konuyla ilgili bir olasılık solucan deliklerinin var olduğunu bildiğimiz sanal parçacıklar gibi göründüğü yönünde. Bu sanal parçacıklar da inanılmaz küçük Plank ölçeğindedir. Plank ölçeği atom altı parçacıkların boyutunu ifade etmek için kullanılır. Bu durumda solucan deliklerimizden bir atom bile geçemez.

Solucan deliklerinde seyahat etmek kulağa çok hoş gelse de maalesef bir süre daha bu konu bilim kurgu olarak kalmaya devam edecek. Onları istediğimiz gibi yaratsak, kararlı yapıda tutsak bile çökmeden kullanmak hiç kolay olmayacak. Yakın gelecekte belki hiçbir zaman bu gerçekleşmeyecek. Eğer bunun bir yolunu bulursak hem uzayda hem de zamanda yolculuk mümkün olabilir.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar
  1. https://phys.org/news/2015-12-wormholes.html
  2. https://www.space.com/35522-stop-talking-about-wormholes.html
Bilgi paylaştıkça çoğalır 🙂 Arkadaşlarınla paylaşmak ister misin?
0

Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.