Tanrı İnancı ve Beynin Evrimi

Tanrı İnancı ve Beynin Evrimi

Bizim toplumumuzda, başka toplumlarda farklı görüşteki insanların sürekli birbirleri ile kavga halinde olduğunu görüyoruz. Bu durum çok yeni değil. Binlerce yıldır insanlar birbirleri ile mücadele ediyor, savaşıyor, hatta birbirini acımasızca öldürüyor. İnsanlık tarihine baktığımızda tanrı inancı ve dinler hem insanlığa hizmet etmiş hem de çok sayıda savaşın çıkış kaynağı olmuştur. Bir süredir insanların neden bir tanrıya inandığını ve bir din sahibi olduğunu araştırıyordum. Bu yazımda insanın ilk atalarından başlayarak milyonlarca yıllık evrim sürecinde tanrının nasıl başladığını ele alacağım. Öncelikle belirteyim, tanrı var mı yok mu, en doğru din hangisi gibi konulara girmeyeceğim. Tanrı inancı nasıl ortaya çıktı, onu anlatmaya çalışacağım.

Yaklaşık 6 milyon yıl önce hominidler en yakın kuzenlerimiz şempanzelerden ayrıldılar. Biz maymunlardan filan gelmedik. Onlarla birlikteliğimiz 6 milyon yıl önce ayrıldı. Bundan sonraki süreçte hem insanlar hem de şempanzeler kendi evrimsel yolculuklarına çıkmışlardır. İnsansı sınıfında değerlendirilen ilk tür olan Homo habilis yaklaşık 2 milyon yıl önce ortaya çıktı. Homo habilis türü diğer hayvanlardan daha zekiydi, beyni daha büyüktü (630 cm3). Alet kullanabiliyorlardı ve sezgisel bir fizik bilgisine sahiptiler. Ancak Homo habilis kendisi ile ilgili düşünemiyor, eylemlerinin arkasındaki iradeyi fark edemiyordu. Zeki bir beyne sahiptiler ama zihinleri çok boştu.

Tanrı İnancı İçin İlk Koşul: Özfarkındalık

İnsan beyninin büyümesi ve karmaşıklaşması tanrı inancı için olmazsa olmaz koşullardan biridir. Bizden başka herhangi bir hayvanın ibadet ettiğini göremezsiniz. Dua ettiğine rastlamazsınız. Kendisinden yüce bir tanrıya inanmak için gelişmiş bir beyin ve zekâ gereklidir. Hayvanlar da alet kullanabilir. Bazılarının hafızası sizi şaşırtabilir. Bazı hayvanlar bizim sahip olmadığımız duyulara sahiptir. Ancak bütün bunlar özfarkındalık olmadan bir anlam ifade etmez.

İnsan beyni gelişmeye devam ediyordu. 1,8 milyon yıl önce ortaya çıkan Homo erectus ateşi kontrol altına alan ilk hominindir. Beyni Homo habilisten daha büyüktü (ortalama 1000 cm3). Yiyecekleri pişirmek evrimsel süreçte bize çok büyük avantaj sağlamıştı. Hem ateş etrafında sosyalleşiyorduk hem de yiyeceklerden daha fazla verim alınıyordu. Ateş besinlerdeki mikroorganizmaları da öldürüyordu. 1,5 milyon yıllık sürede Homo erectus özfarkındalık geliştirmeye başladı. Artık kendisinin farkına varmaya başladı.

Düşünebilmek Üzerine Düşünmek

Hepimiz aynanın karşısına geçip kendimiz ile ilgileniriz. Saçımızı düzeltiriz, yüzümüzü, kıyafetlerimizi inceleriz. Bizim için çok olağan olan bu durum çoğu hayvanda yoktur. Şempanzeler ve orangutanlarda da özfarkındalık vardır. Gorillerde ise çok nadir olarak görülür. Ancak özfarkındalığı olan insan hariç diğer tüm canlılar kendisine olan ilgisini hemen yitirir. Beynimiz, özellikle bilişsel işlevlerden sorumlu frontal ve parietal alanlar büyürken bir yandan da kendimizin farkına varmaya başladık. Homo erectus 1,5 milyon yıl boyunca varlığını sürdürdü. Kendisinin farkına varmayı başardı ama muhtemelen başkaları hakkında düşünemiyordu. Kendisi hakkında düşünebilmesine rağmen düşünebildiği üzerine de düşünemiyordu.

Evrimsel yolculuğumuzda ismini çok duyduğunuz türe geldik: Neandertaller. Avrupa’da yaşamış olan Neandertaller 230.000 ila 40.000 yılları arasında yaşadılar. Homo erectus 1000 cm3 beyin hacmine sahipken Neandertaller 1480 cm3’lük bir hacme ulaştılar. İnsan beyni daha zeki oluyordu. Zekanın yanında farklı özellikler de kazanıyordu. Bakın, insanın yüzbinlerce yıllık evrimsel sürecinde temel ihtiyaçlarından ve hayatta kalmaya çalışmasından başka bir şey bulunmadı. Popülasyonun azlığı, iklim koşullarının çetinliği ve beyin gelişimi insanın Maslow piramidinde ilk üç basamağı geçmesine izin vermiyordu.

Başkalarının Düşüncelerini Anlama Becerisi

Neandertaller mükemmel avcılardı. Taş aletler, kemikten yapılma silahlar üretebiliyorlardı. Güçlü fiziksel yapıları, zekaları ile birleşince buzul çağında bile hayatta kaldılar. Tarihte ilk kez Neandertallerin birbirlerine ilgi ve bakım gösterdikleri kabul edilir. Ölüleri defnettikleri ortaya çıkmıştır. Bazı araştırmacılar ölüm sonrası inancının Neandertallerde ortaya çıktığını önce sürmüştür. Ancak ölüleri gömmek hayvanların onları yemesini engellemek için de olabilir. Neandertallerde görülen en çarpıcı gelişim başkalarının düşüncelerini anlayabilmektir. Tanrı inancı için bir başkasının düşüncelerini anlayabilmek kilit rol oynar. Bütün dinler empatiye çok değer verir. Şimdiye kadar her şey Neandertaller için iyi gidiyordu. 200.000 yıl boyunca hayatta kalan bu türün sonunu ise yine başka bir insan türü getirecekti. Onlar, bizim atalarımız Homo sapiensti.

Buraya kadar olan bilgilerimizi ve dinlerin emrettiklerini bir karşılaştıralım. Dinlerde hep iyi huylar tavsiye edilir. Anne ve babaya yardım edeceksin, öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin. Bütün bu eylemler gelişmiş bir beyin ve zeka düzeyini gerektirir. Neandertallerden önce insanlar birbirlerine zorunlu haller dışında ilgi bile göstermiyordu. Herkes o gün karnını doyurmanın peşindeydi. Dinler için gerekli koşullar Homo sapiens döneminde sağlandı.

Homo sapiens Ortaya Çıkıyor

Homo sapiens türü 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıktı. Onlara dair elimizdeki ilk kanıtlar yaklaşık 160.000 yıl önce bir su aygırı sürüsünü katlettiğini gösteriyor. Şahsi düşüncem türümüz hiçbir zaman barış yanlısı değildi. Büyük hayvanları avlayacak güçlü silahlar yapıyorlardı. Uzun mesafeler kat ediyor, ilkel bir sesli iletişim yöntemi kullanıyordu. Homo sapiens ile ilgili bulunan bir başka çarpıcı şey ise süs eşyalarıdır. 100-115 bin yıl önceye tarihlenen kolyeler başka insanların düşüncelerini çok net algılayabildiğimizi gösteriyor. Dini düşünceler için gereken altyapı neredeyse tamamlandı.

İnsanlar artık sosyal olarak daha aktifler. Süsleniyorlar, göç ediyorlar, beraber avlanıyorlar. 60.000 yıl önce Afrika’dan çıkıp bütün dünyaya yayılmaya başladılar. Antartika dışında bütün kıtalarda Homo sapiensin ayak izlerine rastlamak mümkündür. Her şey iyi güzel ama bu ölen insanlar ne oluyor? Homo sapiens 40.000 yıl öncesine kadar bu soruyu sormamıştı. Beyin korteksi yeterince gelişmediği için insanlarda otobiyografik bellek olgunluğa ulaşmamıştı. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki bağlantıyı kuramıyor, çoğunlukla günlük yaşıyordu. Otobiyografik bellek geliştikçe önce hayatta kalmak için ne kadar hayvan avlaması gerektiğini düşünmek oldu. Yerleşik hayat başlamadığı için ölülerini gömüp yollarına devam ediyorlardı.

Tanrı İnancı İçin Son Basamak da Aşılıyor

Modern insan 40.000 yıl önce ortaya çıktı. Otobiyografik belleğin gelişimi ile dinlerin bütün altyapısı sağlandı. Ölüm sonrası yaşamı tasavvur etmek için gereken bellek de gelmişti. İnsanlar artık “tanıdığım bu adama ne oldu”, “kocam nereye gitti?”, “ölünce bana ne olacak” gibi sorular sormaya başladı. İnsan, tarihte ilk kez öleceğinin farkına vardı. Ölümün sürekli hatırda tutulması dinlerde de sıkça karşımıza çıkan bir durumdur. Peki, öyleyse neden tanrı inancı ve dinlerin ortaya çıkışı son 6-7 bin yılda gerçekleşti. Neden?

Bu sorunun yanıtı yerleşik hayat ve tarım devriminde saklıdır. 12.000 yıl önce başladığı düşünülen tarım devrimi ile insanlar yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bu tarihten önce neden geçmediler diye sorabilirsiniz. Aslında tarım bir devrim değildir. İnsanlar bu tarihten önceki binlerce yıl boyunca bitki yetiştiriyordu ama geniş çapta bir tarım yoktu. Çünkü hava soğuktu. İklim koşullarının kötü olması nedeniyle geniş çapta tarım çok ertelendi. Zaten ilk tarımsal faaliyetler de bereketli hilal olarak adlandırılan sıcak Mezopotamya bölgesinde başlamıştı.

Tanrılar Ölen Atalarımızdan Türedi

İnsanlar binlerce yıl boyunca sevdiklerini gömdüler ama arka bahçelerine değil. Öleni gömüyorlar ve göç ediyorlardı. Yerleşik hayata geçen insanlar artık ölen sevdiklerini unutmuyorlar, hep hatırlıyorlardı. Bir süre sonra zorda kaldıklarında onlardan yardım istemeye başladılar. Otobiyografik belleğe sahip insanlar ölen atalarından yardım istemeye ve zaman içinde onlara tapınmaya başladılar. Tanrı inancı ve dinlerin doğuş noktası burasıdır. Bunun yanında rüya görmek ve rüyalara anlam yüklemek de dinlerin doğuşunu hızlandırmıştır.

Yerleşik hayata geçen insanoğlu yine rahat durmamış ve birbiri arasında mücadele etmeye başlamıştı. Mücadelenin tarafları atalarından yardım istiyorlardı. Galip gelenin ataları daha büyük ve yüce kabul ediliyordu. Tanıdık geldi mi?

İnsanlar büyük topluluklar oluşturdukça yardım istenilen ve ibadet edilen atalar da gelişti. Zamanla bu atalar tanrılara dönüştü. Sosyolog Herbert Spencer’ın ifadesiyle “Her dinin kökeninde atalara ibadet vardır”. Tanrı inancı insanların zorluklar karşısında yardım istemelerinden ve birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışmalarından ortaya çıktı. İnsanlar atalarının yanına eşya koymaya başladılar. Onların mezarlarını süslemeye başladılar. Mısır’da firavunlar mezarları için piramitleri inşa ettiler. Ölen ataların ruhları arasındaki hiyerarşi binlerce yıl içinde tanrıları doğurdu.

İlk Tanrıların Görevi İhtiyaçlarımızı Karşılamaktı

İlk tanrılar ihtiyaçlara yanıt veren cinstendi. Bana ibadet edeceksin diye tutturmuyorlardı. Öyle bütün görevleri tek bir tanesine vermek de yoktu. Var oluş amaçları insanlara hizmet etmekti. Yazılı kayıtlara geçmiş ilk tanrı Mezopotamya’daki su tanrısı Enki’dir. Bir diğeri tahıl tanrısı Dumuzi’ydi. Zaman içinde tanrılar devlet yönetimine de karışmaya başladılar. Savaşlarda tanrılar büyük söz sahibi olmaya başladı. Tapınaklar çok büyük önem kazandı. Devlet görevlileri tanrılar ile müttefik olmanın kendilerine çok yarar sağladıklarını keşfetti. Günümüzde bu taktik hâlâ işe yarıyor.

Yaklaşık 4.500 yıl önce tek tanrılı dinler ortaya çıkmaya başladı. 2.800 yıl önce ise modern dinler ve tanrılar son şeklini almaya başladı. Tarım devriminin başlangıcında 5 milyon olan nüfus artık 200-300 milyona çıkmıştı. Küçük kabileler ile başlayan evrimsel yolculukta insanlar imparatorluklar kurmaya başlamıştı. Büyük imparatorluklar da büyük tanrılar ve büyük dinler gerektiriyordu.

Dinlerin Ortak Özellikleri

Büyük dinlerin hepsi temelde beş özellik taşırlar. Birincisi, insanın ölüm sonrası yolculuğuna yanıt vermeyi amaçlarlar. İkincisi aynı dine mensup kişilerin birbirlerine psikolojik destek vermesini sağlar. Bu destekler bir afet olduğunda yardım şeklinde de tezahür edebilir, haçlı savaşlarında Papa’nın çağrısı şeklinde de. Üçüncüsü dinler bulundukları toplumun tüm hayatını yönetmeyi amaçlar. Dördüncüsü, dinlerin başarısı o toplumdaki üyelerinin başarısı ile belirlenir. Son olarak da yeni dinler, kendilerinden önceki dinlerden izler taşır.

İlk tanrıların temel ihtiyaçlara cevap verdiğini söylemiştik. Tanrı inancı, tarım ve nüfus ile birlikte gelişiyordu. Her toplumun ihtiyaçları farklı olduğundan sahip oldukları dinler de farklılaştı. Örneğin Budizm yaşamın ihtişamına odaklanırken, İslam toplumsal barışa dikkat çekiyordu. Bütün dinler içinden çıktıkları toplumun ihtiyacına göre şekillenmiştir. Bu yüzden her din çıkış noktasına yakın coğrafyalarda yer edinebilir.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar

E. Fuller Torrey. 2018. Evolving Brains, Emerging Gods

Karen Armstrong. 2017. A History of Gods

Yazıyı beğendiyseniz 5 yıldız verebilir misiniz?

Çağlayan Taybaş

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunuyum. Şu an Johnson & Johnson'a bağlı olarak Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde klinik araştırma koordinatörü olarak çalışıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca laboratuvarın yanında bilim yazarlığı, programlama, ney ve satranç ile uğraştım. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.