Yiyecek Tüketmek Dopamin Salgılatıyor

Yiyecek Tüketmek Dopamin Salgılatıyor

Gün içinde yediklerimize ve içtiklerimize bir göz atarsak çoğunlukla lezzetli olanlarını seçtiğimizi görürüz ancak vücudun baş düşmanı olan bu kalorisi yüksek yiyecekler genelde lezzetliler sınıfındadır. Yiyecekleri lezzetli yapan daha doğrusu bizde hoşnutluk algısı yaratan moleküller karbonhidrat (şeker) ve yağlardır. Lezzetli olarak tabir edilen yiyecekler içerdiği yağ ve karbonhidrattan dolayı bünyesinde sakladığı enerji potansiyeli en yüksek yiyeceklerdir ve evrimsel açıdan bu durum onlara karşı yönelmemize ve onları lezzetli bulmamıza sebep olmuştur. Yapılan çalışmalar lezzetli yiyeceklerin iştah açıcı özelliğinin de var olduğunu göstermektedir.

Hamur işlerine ‘bağımlı’ olmamızda rol oynayan dopamin hormonu beynin ödül mekanizmasını devreye sokarak bizi hoşnut hissettiriyor. Dopamin hormonu ne zaman azalsa beynimiz daha fazla börek istiyor, bir diğer deyişle daha fazla dopamin salgılamak istiyor. Yediğimiz her yiyecek vücudumuzda çeşitli maddelere dönüştürülerek bize enerji sağlaması amaçlanır ancak yukarıda bahsettiğimiz yiyeceklerin beyinde ki ödül mekanizmasında görevleri metabolik olayları değil memnuniyeti düzenler.

İleri Okuma: Dopamin Nedir?

Gelişimsel Etkenler

Homeostatik denge adı verilen metabolizmanın düzgün bir şekilde işleyişinde görev alan temel beyin bölgesi hipotalamustur. Bu bölge çocuklukta yaşanan birçok olaydan doğrudan etkilenebiliyor ve çevresel şartlara göre kendini hızlıca değiştirebiliyor. Eğer çevresel koşullar sert ve beklenenin dışındaysa yani travma gibi bir durum söz konusuysa hipotalamusun geçirdiği uyumlamalarda da beklenenin tersine zararlı bir etki gözlenebiliyor. Ayrıca uzun süreli stres altında kalındığında hedonik (hoşnutluk veren) etkenler yiyecek tüketmenin metabolik düzenlemesini baskılayabiliyor. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, sofradasınız, karnınız çok dolu, bırakın bir tabak yemeyi bir kaşık bile yemek istemiyorsunuz ama 10 dk. Sonra önünüze gelen tatlıyı yemek için her zaman midenizde yer vardır.

Kilit Sinyal Hormonları

Dopaminden yeterince bahsettikten sonra gelelim diğer hormonlarımıza: Leptin ve girelin. Yağ dokudan ve mideden salgılanan leptin hormonu yeme isteğini baskılayarak enerji dengesinin uzun vadede düzenlenmesinden sorumludur. Bu demek oluyor ki leptin hormonu doygunluk hissi verir ve diyetlerimizde bir numaralı yardımcımızdır. Buna karşın sadece midede üretilen girelin hormonu açlık hissini yaratan hormondur. Leptin hormonun beyinde hipotalamus reseptörüyle etkileşimi sonucu gerçekleşen doygunluk hissi aynı zamanda beyinde yemek yemeden kaynaklanan hazzı düzenleyen ödül mekanizmasını da engeller. Girelin hormonu için de bunun tersi bir durum söz konusudur. Durum basit gözükmesine rağmen o kadar basit değil.

Leptin ve Aşırı Yeme İsteği

Leptin hormonu görevini düzgün bir şekilde yerine getirirse yeterince yedikten sonra insülini keserek fazla yiyecek tüketmeyi engelliyor. Aşırı yediğimizde ise kandaki leptin ve insülin hormonlarının dengesi bozuluyor. Eğer yüksek leptin seviyesi devamlı olursa bu durum hipotalamusun leptine karşı daha az hassas olmasına yol açıyor. Yağ oranı yüksek yiyecekler kanda dolaşan leptin seviyesini düşürürler.

Buraya kadar yemek yemeyle ilgili birçok bilgi verdik, şimdi noktaları birleştirelim ve olaya biraz sinirbilimsel yaklaşalım. Vücudun beyinle iletişiminin etkili bir şekilde gerçekleşmesi için leptin, girelin, insülin gibi çeşitli maddelere ihtiyaç vardır. Vücut gerektiğinden fazla kilo almaya başladıkça hormanal denge bozulmaya başlar ve vücut ile beyin arasındaki iletişimde bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunları özetleyecek olursak;

  • Fazla yemek yemeden kaynaklanan yüksek leptin seviyesi hipotalamusa zarar verir ve leptin hassaslığında düşüşe sebep olur.
  • Kilo alımına sebep olan yağ içeriği yüksek yiyecekler leptin de olduğu gibi dopamin hassasiyetini azaltır. Beynin aynı hazzı yakalaması için eskisinden daha fazla yemesine neden olur.
  • İşlenmiş gıdalar beynin sinyal mekanizmasını daha fazla karıştırır ve düzgün çalışmasını engeller. Zaten fazla yediğimizde hormon dengesi bozularak beyin biraz afallıyor bunun üstüne bir de katkı maddelerini eklersek işler daha da karışıyor.

Aslında yemek ile ilgili daha anlatacak o kadar çok konu var ki, ekmeklerde bulunan glutenin beynin ön lobuna giden kan akışını kesmesi, serotonin rolü, sindirim sisteminin kendi içindeki sinir sistemi ve benzerleri. Zamanla bütün bu konulara değineceğiz. Son olarak şuna değinmek istiyorum. Belki biraz abartıldığını düşünüyor olabilirsiniz, bütün bunlara rağmen bakın hepimiz yaşıyoruz işte diyebilirsiniz. Oturup bir an düşünün, yıldan yıla hastalıklar sizce neden artıyor?

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar
  1. http://bit.ly/1mhkcrd
  2. http://bit.ly/1SdLMHt

Çağlayan Taybaş

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunuyum. Şu an Johnson & Johnson'a bağlı olarak Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinde klinik araştırma koordinatörü olarak çalışıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca laboratuvarın yanında bilim yazarlığı, programlama, ney ve satranç ile uğraştım. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.