Zaman Algısı İnsanlarda Nasıl Değişiyor?

 Zaman Algısı İnsanlarda Nasıl Değişiyor

Neden hoşlandığımız bir insan ile 1 saat, 10 dakika gibi gelir de, hiç haz etmediğimiz 1 saatlik ders, 10 saat gibi gelir?

İşte bu sorunun cevabı , daha yeni yeni gelişen bir alan olan nörolojik görelilik ve en az onun kadar ilginç bir kavram olan  zaman algısında . Aslında bu yazıda nörolojik göreliliğin basit ve açık bir şekilde anlatılmasını sağlayan psikolojik kaynaklı bir algı olan zaman algısı üzerinde durduk . Fakat yinede nörolojik göreliliğin fiziksel gerçeklik ile etkileşimine dair de örnek vermeyi de ihmal etmedik .

Zaman Algısı

Zaman algısı; bir zaman diliminin diger zaman dilimleriyle karşılaştırılmasıyla ortaya çıkar. Bir olay gerçekleşir ve bir süre sonra biter. Daha sonra bir başka olay meydana gelir. Bu iki olay ve zaman dilimleri arasındaki farka zaman denir.

Zaman hepimizin hissettigi ama dokunamadığı geri dönüşü olmayanyaşantımızdaki en önemli, aynı zamanda tanımlanması zor ve soyut bir kavramdır . Bu yüzden zaman algısını hem fiziksel hem de psikolojik olarak ele almak gerekir . Zaman algısına psikolojik  bir perspektif  ile bakan Wearden dahil bazı psikologlar , kişisel zaman algısını ölçmek için iki yöntem geliştirdiler . İlki bir işe başlarken saate bakılmasına  rağmen , o işi bitirmenin ne kadar sürdügünü tahmin etmeye dayanan “geriyedönük zamanlama”dır. Mesela  bu yazıyı elinize alalı kaç dakika oldu?  İkincisi ise , Wearden’in “zamanın geçisine ilişkin yargılar” dediği yöntemdir. Bu yazıyı  ne kadar sürede okuduğunuz sorusu , tamamen kişisel zaman algınıza göre değişkenlik gösterir . Kişisel algılarımız ise , sayısız farklı değişkenlerin ve kişinin o anki yaşadıgı ruh halinin etkisi altındadır . İşte tam olarak bu yüzden hepimiz bu yazıyı , kendi içinde bulunduğumuz algılarımız yüzünden farklı sürelerde okuyup , anlamlandıracağız .

Armageddon Deneyleri

Belli bir zaman diliminin , farklı beyinlerde , farklı periyotlara tekabül etmesini ortaya koyan wearden ‘ in ikinci deneyi kısaca şöyle idi ; ’’ Armageddon ‘’ deneylerinde gönüllüler iki gruba ayrıldı . Bir grup dokuz dakika boyunca armageddon filmini izlerken diğer grup dokuz dakika boyunca  bekleme odasında bekledi . İki gruba yöneltilen zamanın geçişine dair sorulara beklenildiği gibi ; armageddon izleyen grup zamanın daha çabuk geçtiğini söylerken , bekleme odasında ki  grup ise  beklendiği gibi zamanın yavaş geçtiğini söyledi .İki gruba yöneltilen şu soruya , iki grubun verdiği cevaplar ise kafaları karıştırdı. Her iki gruba aradan ne  kadar zaman geçtiği sorulduğunda ise ; armageddon grubu , bekleme odasında ki gruptan yüzde on daha uzun bir süre geçtiğini belirtti .

Bekleme odasında pek bir sey olmadığı için zaman yavaş geçiyordu. Ancak, geriye baktıklarında, hiçbir sey yaşanmadıgı içindaha hızlı geçen bir zamandı bu. Armageddon’da zaman akıp gitti; çünkü  grup tamamen olay zincirinin içine gömülmüştü, ama geriye baktıklarında ne kadar çok şey hatırladıklarını sayarak zamanın akışını degerlendirdikleri için ,  uzun bir zaman geçmişti armageddon grubu için . İşte wearden’in ikinci deneyi ‘’ Hayat neden biz yaşlandıkça hızlanır ? ‘’ sorusuna hitaben gerçekleştirilmiş bir çok deneyden biri .

Fakat öyle anlar vardır ki , zaman sanki o an için bizler için durmuştur . Tüm fiziği değiştirecek bir yasayı bulduğunuzda , hayatınızın aşkını bulduğunuzda yada ilk defa dünyaya uzaydan baktığınızda ki gibi . İşte o anlar da insani duyguların hepsi anlamsızlaşır. Bizler o an sanki daha büyük bir şeyin parçasıymış gibi hissederiz kendimizi . Ne  belleğimiz , ne kaygılarımız , ne korkularımız kalır o an . Sadece hissederiz  .

Şimdi nörolojik göreliliğin tanımına ve nörolojik göreliliğin fiziksel perpektifini anlamamıza yardımcı olacak bir örneğe göz atalım .

Zaman Algısı ve Nörolojik Görelilik

Sinirbilim bizlere zamanın düşündüğümüz şey olmadığını söyler . 1.5 kg ağırlığında , 100 milyar nörona ve trilyonlarca sinaptik bağlantıya sahip olan beynimiz için zaman çok farklı akar ve de zaman algısı farklıdır. İşte nörolojik görelilik tam olarak ; farklı hızlarda işlenen verilerin senkronize edilip bizler için ‘’ anlamlı ‘’ olmasını açıklamaya çalışır . Fiziksel gerçekliğimizde ışık sesten hızlıdır fakat sesin ve ışığın beynimizde ki algılanma süresi farklıdır . Aslına bakarsanız beyine 5 duyu organı ile gelen veriler , farklı loblarda , farklı hızlarda işlenir .

Sonuçları Natura dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre ;  insan beyni sesi  50 milisaniye ile 80 milisaniye arasında bir sürede algılar . Diğer yandan beynimiz sesi ışıktan 30 milisaniye önce işler .  Eminim ki bir çoğumuz , maraton yarışlarında neden ışık huzmesi değilde atış ( start ) tabancası kullanıldığını sormuştur . Fakat beyine dış dünyadan gelen  verilerin işlenme hızının , fiziksel gerçeklik ile paralel olmayışını anlatan nörolojik görelilikten muzdarip olmayışımız bu soruya spesifik cevap vermemizi zorlaştırmıştır .

İşte bu yüzden 100 metre koşularında başlangıç işareti , start tabancası ile verilir . Milisaniye deyip geçmemek gerekir çünkü maraton koşularında saniyenin binde biri bir sporcunun kariyerini baştan sona etkileyebilir .

Bir eylem düşünün , mesela bir bardağın kırıldığını düşünün . Bu durumu 3 duyu organı ile algılarsanız . İşitme , görme ve hissetme ( üzerinize düştüğü durum ). Peki bu durumda bardağın sesini ve görüntüsünü ayrı ayrı mı algılarız ? İşte beynin mükemmel bir tasarım olduğuna bir örnek daha .

Zaman Beyinde Yaratılır

Beyin bir datayı gerekli lobda işledikten sonra başka verinin gelip gelmediğine bakar ve duruma göre 5 farklı duyu organının gönderdiği elektrokimyasal verileri senkronize edip  ‘’ Zaman olgusunu ‘’ yaratır . Ve beyin bu işlemi saniyenin binde biri bir sürede yapar .

Sonuç olarak zaman algısı, akışı ve hızı tam olarak kişiye özeldir. İnsan; saatin içindeki akrep ve yelkovan hareketi üzerinde bir etkide bulunamaz. Bunlar durmaksızın hareket eder ve birey ne yaparsa yapsın, zaman önceden kararlaştırılmış bir hızla akıp gider. İnsanlar çogunlukla kendi öznel zamanlarının yetersizliğinden yakınırlar. Oysaki sorun saatin akışını yönetmek degil,bireyin kendisini zaman içinde yönetebilmesidir .

Biz insanlar zamanı yönetemeyiz . Ama sahip olduğumuz zamanı iyi kullanmak bizim elimizdedir . Cemal süraya ‘ nın bir sözü ile sonladırmak isterim bu yazıyı .

Zaman sen olmayınca geçmiyor..

Sen olunca da yetmiyor  ..

Bu yazı anonimdir.

 

Kaynaklar

1-) (Passig, 2002 ve 2005) Passig, D. (2002). “The melionation as a high order cognitive skill of future ıntelligence”, ın Hebrew; Passig, D., (2005). “Future –tıme-span as acognıtıve skıll ın future studıes.” Futures Research Quarterly, 19 (4), 27-47;

2-) Klein, S. (2011). “Yasamın Hammaddesi Zaman Bir Kullanma Kılavuzu,” Aylak Kitap, Ayhan Matbaası, Almancadan Çeviren: Mustafa Tüzel, _stanbul, Sayfa: 271

3-) Akatay, A., (2003).175http://adem.bartin.edu.tr/upload/Zaman_Yonetimi.PDF, Doktora tezinin bir bölümünden .

Mackenzie, R. Alec; “Zaman Tuzagı: Zamanı Nasıl Denetlersiniz?” (Çev: YakutGüneri) Amacom İlgi Yayınları, İstanbul, 1989;

4-) Nature dergisi / David eagleman – The brain : The story of you .

Yazıyı beğendiyseniz 5 yıldız verebilir misiniz?

Çağlayan Taybaş

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunuyum. Şu an Roche'a bağlı olarak klinik araştırma koordinatörü olarak çalışıyorum. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca laboratuvarın yanında bilim yazarlığı, programlama, ney ve satranç ile uğraştım. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.