Otonom Sinir Sistemi Nedir?

otonom Sinir Sistemi

Periferal sinir sisteminin bir bölümü olan otonom sinir sistemi iç organların işlevlerini yönetmekten sorumludur. Otonom sinir sistemi isteğimiz dışında çalışır ve kalp ritmi, sindirim, solunum, göz bebeği büyüklüğü ve cinsel uyarım gibi çok sayıda vücut işlevini düzenler. Otonom sinir sisteminin en çok dikkat çeken özelliklerinden biri, iç organlarının işlevlerini hızlı ve şiddetli bir şekilde değiştirebilmesidir. Örneğin, 3 ile 5 saniye içinde kalp atım hızını normalin iki katına artırabilir ve 10 ile 15 saniye içinde arteryel basıncı ikiye katlayabilir veya tersine 4 ile 5 saniye içinde bayılmaya sebep olacak kadar düşürebilir. Terleme birkaç saniye içinde başlayabilir. ve mesane de yine bir kaç saniye içinde istemsiz olarak boşalabilir. Bir kişinin iç duygularını yansıtmakta olan bu çok hızlı değişiklikler, yalan saptama poligrafi yardımıyla ölçülebilmektedir. Hormonal sistemimizi, dışarıya salgı yapan bezlerimizi kontrol eder. Dahası duyu reseptörlerimiz bile otonom sistemin hükümranlığı altında çalışır.

Otonom Sinir Sistemi Nedir
Otonom sinir sisteminin alt birimleri olan sempatik ve parasempatik sistemin neler yapabildiğini görüyorsunuz.

Otonom Sinir Sistemi Ne Yapar?

Yukarıdaki görselde çok karmaşık bir ağ görüyoruz. Kalp, cinsel organlar, mesane, karaciğer, akciğer ve daha bir çok organ var. Otonom sistemi homeostazı düzenlemek için vücuttaki bütün organların uyum içinde ve doğru çalışmasından sorumludur. Her organ hatta hücre vücuda ve çevreye en fazla yarar sağlayacak şekilde çalışmalıdır. Biz içimizde olan neredeyse hiçbir şeyin farkında değiliz. Kalp ve akciğerdeki hücreler ufak bir molaya bile çıkmazlar. Vücuttaki hiçbir organın yıllık izin hakkı yoktur. Farkında olmasak da vücudumuzdaki bütün hücreler hayatta kalmak için sürekli belirli bir düzende çalışır. Birçok iç organımızın özel refleksleri vardır. Örneğin nefesimizi biraz tutsak hemen refleks olarak nefes almaya başlarız. Sirkadyen ritmi de bu tip refleksler ile ayakta kalır. Uyumadan veya uyanmadan ne kadar yaşayabilirsiniz. Hepsi refleksler ile kontrol edilir. Otonom sinir sistemi üzerinde çok az istemli kontrolümüz vardır. İç organların tüm çalışma düzenini de bu ekip yapmaz. Adı üstünde bunlar “sinir” sistemi. Bir de hormonlar var. İç organlarımızın yapısı ve çalışma düzeni hem nöronlar hem de hormonlar ile düzenlenir. Endokrin sistemini de unutmamak gerekiyor. Bu ikili harika işler çıkartıyor.

Organların otonomik kontrolü refleksler ve serebral korteksten gelen emirler ile gerçekleşir. Bir refleksin gerçekleşmesi için öncelikle o organdaki ilgili bölüm tespit edilir. Her organda sinir sistemine bilgi gönderen aferent nöronlar vardır. Bunları otonom sinir sisteminin parçası olarak düşünebiliriz. İç organdaki tüm bilgiler beyne iletirler. Örneğin çok yemek yediniz ve midenizi yordunuz. Aferent nöronlar hemen gerekli önlemlerin alınması için beyne mesaj gönderir. Beyin de midenin işini kolaylaştırmak için o bölgedeki kan akışını artırır ve sindirim sistemlerine daha fazla glikoz ve oksijen gönderir.

Sistemin Yapısı ve Organizasyonu

Tıptaki gelişmeler ve keşifler devam ederken 19. yüzyılda ve 20. yüzyıllın başında otonom sinir sisteminin üç bölüme ayrılmasına karar verildi. Bunlar vücudu uyaran sempatik sistem, sakinleştiren parasempatik sistem ve sindirim işlevlerinden sorumlu olan enterik sistemdir. Hastalıkların tanı ve tedavisinin daha iyi yapılması, vücut fizyolojisinin daha kolay anlaşılması için böyle bir sınıflandırma çok gerekliydi. Beyinden çıkan komutlar tüm periferal sinir sistemine homojen olarak dağılmıyor. Arada önemli boşluklar var. Örneğin burun ve göz sinirlerine komut gönderen kraniyel sinirler periferal sinir sisteminin bir parçasıdır ama otonom sinir bulundurmazlar. Sempatik sinir sistemi kaç ya da savaş sistemi olarak görülür, parasempatik sistem ise dinlen ve sindir sistemi olarak kabul edilir. Neredeyse vücudun her tarafında bu sistemler birbirini tamamlayıcı farklı faaliyetlerde bulunurlar. Sempatik sinir sistemi vücudu tetikte olmaya iterken, sindirim işini yavaşlatır. Diğer taraftan parasempatik sinir sistemi ise tehlike yok deyip vücudu sakinleştirirken sindirim işlevini ön plana sokar. Ancak cinsel uyarım ve orgazm esnasında bu iki sistem birlikte faaliyet gösterir.

İlk araştırmalar kalp ve damar reflekslerinin nasıl işlediğini anlamaya yönelikti. Tansiyon nasıl yükseliyor, kan damarları nasıl genişliyor gibi soruların yanıtları aranıyordu. Kalp atışlarını yavaşlatan, kan damarlarının büzülmesini sağlayan özel yolaklar vardır. Nabız ve tansiyon çok hızlı bir şekilde değiştirilebilir. Aortun hemen biraz üstünde baroreseptörler bulunur. Kan basıncı bu duyu reseptörleri tarafından 24 saat gözlem altındadır. Baroreseptörler hipotalamusa doğrudan bilgi verir ve tehlikeli bir durum olduğunda beynin acil eyleme geçmesini sağlar. Bu işin daha nöral boyutu. Bir de asetilkolin, noradrenalin gibi hormonlar aracılığıyla kardiyovasküler sistem düzenlenir.

Sempatik ve Parasempatik Sistem Birbirinin Zıttı Değildir

Sempatik ve parasempatik sistemlerin öğrenilmesinde en büyük yanılgı bu iki sistemin birbirinin zıttı gibi anlaşılmasıdır. Sempatik sistemin olduğu yerde parasempatik sisteme yer yoktur gibi bir düşünce aklınıza gelmesin. Bunlar birbirinin düşmanı, zıttı değil, tamamlayıcısıdır. Yukarıda orgazmın gerçekleşmesi için iki sistemin beraber çalıştığından bahsetmiştik. Otonomik sinirler kökeni ne olursa olsun homeostazın düzenlenmesinde rekabet değil uyum içinde çalışırlar. Bu uyuma enterik sinir sistemi de dahil olur.

Sindirim sistemi ağızdan başlayıp anüse kadar uzanan büyük bir yapıdır. Bu kadar büyük bir yapının her bir biriminin uyum içinde çalışması ise özel kontrol birimleri gerektirir. Sindirim sisteminin her organı belirli nöronlara bağlıdır ve bunlar vasıtasıyla işlevleri kontrol edilir. Enterik sinir sistemi ayrı bir bölüm olarak ele alınmıştır çünkü merkezi sinir sistemine bağlı olmadan çalışabilen reflekslere sahiptir. Nöron sayısı bakımından otonom sinir sistemi içindeki en kalabalık bölümdür. İnsanlarda 200 – 600 milyon nöron bulunur. Enterik sinir sistemindeki nöronlar hem sempatik hem de parasempatik nöronlar ile iletişim halindedir.

Otonom sinir sisteminde hipotalamus gibi beynin üst düzey merkezleri görev alır ama beyin sapındaki nöron kümelerini göz ardı edemeyiz. Sistem çoğunlukla buraya bağlıdır. Filmlerde mutlaka görmüşsünüzdür. Birisini bayıltmak için ensesine vururlar. Hasar verdikleri yer aslında beyin sapı ve beyinciktir. Beynin en iç kısmında bulunan beyin sapı solunum, kalp atışları, uyku/uyanıklık döngüsü gibi en hayati işlevlerin kontrolünden sorumludur. İç organlardaki aferent nöronlardan gelen bilgiler omurilikte gangliyonlara ulaşır ve beyin sapına gider. Buradan da beynin yukarısına, hipotalamus gibi gelişmiş bilgi işleme merkezlerine çıkar. Sadece hipotalamus değil tabi ki, amigdala ve singulat korteks gibi sayısız bölge otonom sinir sisteminin ve hormonal sistemin düzenlenmesinde görev alır.

Otonom Sinir Sistemi Hipotalamus Tarafından Yönetilir

Otonom sinir sisteminin yönetim merkezi beyindeki hipotalamustur. Bu sistemin kapsamı o kadar geniştir ki solunum hızı, kalp ritmi, damar genişliği, bazı refleksleri, öksürme, hapşırma ve kusma gibi her türlü istemsiz hareketi içine alır. Bu kadar vücut işlevinin yönetilmesi için de hipotalamusa ek olarak birçok beyin alanı faaliyet gösterir, örneğin beyin sapı ve limbik sistem. Otonom sinir sistemi başlıca omurilik, beyin sapı ve hipotalamusta yer alan merkezler tarafından aktive edilir. Aynı zamanda serebral korteks kısımları, özellikle limbik korteks impulsları daha alt merkezlere iletebilir ve bu yolla otonom kontrolü etkiler. Otonom sinir sistemi sık sık iç organ refleksleri yolu ile de etki gösterir. Yani, otonom gangliyonlara, omuriliğe, beyin sapına veya hipotalamusa giren duysal sinyaller doğrudan iç organlara geri dönen ve onların faaliyetlerini kontrol eden uygun refleks yanıtları ortaya çıkartabilir.

Hazırlayan: Çağlayan Taybaş

Kaynaklar

https://www.sciencedirect.com/referencework/9780080450469/encyclopedia-of-neuroscience

https://www.verywellmind.com/what-is-the-autonomic-nervous-system-2794823


Çağlayan Taybaş

Özgeçmişimle ilgili çok geri dönüş aldığım için burayı daha samimi havada yazıyorum. (İnsanlar burayı okuyormuş) Türkiye'nin tarım şehirlerinden Karacabey/Bursa'da dünyaya geldim. İlköğretim ve liseyi orada okudum. Bir ara Bursa Erkek Lisesi maceram da var. Üniversitede İzmir Yüksek Teknoloji, Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü kazandım. Hayatımdaki en kritik viraj sanırım buydu. Şu an Roche'a bağlı olarak Koç Üniversitesi ve Cerrahpaşa hastanelerinde klinik araştırma koordinatörüyüm. Ayrıca İstanbul Üniversitesi'nde ekonomi (açık öğretim) okuyorum. Lisans hayatım boyunca İYTE, Sabancı Üniversitesi ve Dresden Teknoloji Enstitüsü'nün seçkin laboratuvarlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Katıldığım kongrelerde 6 poster sunumu, 1 sözlü sunum yapıp ve lisansın son yılında "Gündelik Hayata Sinirbilimsel Yaklaşımlar" adlı kitabımı yayınladım. Sadece PCR, SDS-Page bilmenin pek faydası olmayacağını erken farkettiğimden kendimi farklı alanlarda geliştirdim. Programlama konusunda özel ders aldım, staj yaptım. Bilim yazarlığına giriştim. Photoshop, web tasarımı öğrendim. 2.5 sene ney eğitimi aldım. Okulda satranç kulübüne üye oldum. Piyon düz gider/çapraz yer ile başladık, çok yol katettik. Satranç hayata bakışımı değiştirdi. Almanca, Japonca öğrenmeye çalıştım. Almancayı hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Hepsi çok işime yaradı. Mezun olduktan sonra askere gitmeden önce sinirbilim.org'u kurdum. Şu an iş hayatım çok yoğun olduğu için eskisi gibi yazamıyorum. Yine iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Bana herhangi bir soru sormak isteyen varsa c.taybas@gmail.com'a mail atabilirler.